KanalIstanbulHollanda

“Kanalİstanbul’u ya da popüler adıyla çılgın projeyi, İstanbul’u, şehirlerin dünya ekonomisindeki gücünün arttığı bir dönemde, kürenin en güçlü kentleri arasında zirveye taşımak için kullanılacak bir manivela olarak görmek mümkün mü?” sorusuna bir yanıt…

Kanalİstanbul ve benzeri vizyon projeleriyle bu olmaz denemeyeceği gibi böyle projeler İstanbul’u dünyanın önemli kentleri arasına sokar da diyemeyiz. Bu kentler ekonomisinin büyüklüğü ve canlılığı, kentsel mekan kalitesi, ulaşım ve hava kalitesi, sakinlerine sunduğu sosyal ve kültürel olanaklar, yeme-içme ve gece hayatı gibi pek çok kriter bir arada değerlendiririlerek sıralanıyor.

İstanbul coğrafyası, tarihi, büyük bir metropol oluşu, çok kültürlülüğü gibi bazı nitelikleriyle çoktan o ligde zaten. Ancak özellikle mimarlık alanında henüz üçüncü ligde oynuyoruz. Yerli gayrimenkul geliştiricilerimizin konut projeleri bu ligdeki pırıldayan oyuncular, özellikle AVM alanında ağırlığı günden güne artan yabancı yatırımcı portföyü de dünyadan yıldız fulbolcular olarak görülebilir. Ama bu ligin hala üçüncü lig olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ulaşım hala çok kötü durumda, çağdaş mimarlıkla ilgili nitelikli, ses getirecek projeler üretemiyoruz, kentlerimiz plansız. Bu paragrafı bir kitaba dönüştürecek kadar sorunumuz var.

Aslında Kanalİstanbul öyle bir tartışma yarattı ki işin boyutları gün geçtikçe derinleşiyor. İşin ekonomisini tartışan, yapılamaz diyen, kamu kaynaklarının daha yararlı projelere aktarılmasını isteyen görüşler bolca söylendi. Montrö gündeme geldi. Daha az tuzlu – daha çok tuzlu su akıntısı tartışmaları yapıldı. Ekonomisini tartışmak bana zaten anlamlı gelmiyordu; işadamları şu kadar milyar dolar veririm diye iletişimine başladılar bile… Yani kamu kaynakları kullanılmadan da inşaatı yapılabilir. Bir başka görüş Kanalİstanbul’un uluslararası ölçekte bir yatırım projesi olduğunu, bu tip projelerin ise global ölçekte konsensüsle yapılabileceğini söylüyor. Eğer böyle bir uzlaşma sağlanmadan yola çıkılırsa bundan kredi bulunamayabileceği sonucu çıkar; bir de tartışmanın ülke ölçeğini aştığı sonucu.

İçinden tankerler geçen bir alt yapı projesi mi olacak yoksa bize etrafında yerleşilecek yeni bir boğaz mı yaratacak. Hükümetin bu konudaki görüşünün stabil hale gelmediğini anlamak ve üzerinde yeterince çalışılmadığını görmek de mümkün, kanala muhalif duran kesim de bazı açılardan ne olacağını bilmeden itiraz ediyor bu durumda.

Herşeye rağmen Kanalİstanbul elbette İstanbul için bir şans olabilir. Ama… TOKİ’nin uygulamalarına baktığımızda, yeni yapılan ve Selçuklu tarzı adı konularak Selçuklu’ya da hakaret edilen okul, adliye ve hastanelere baktığımızda, kentlerimizin kaldırım kalitesine bakınca acaba demeden edemiyorum.