Türk Mimarlık Ortamını Ön Seçimli Yarışmalar Üzerinden Okumak

Yarışmaların sayısı ve yarışma türleri çoğalmalı ki daha nitelikli ve derinliği olan mimarlık ortamına sahip olalım. Ön seçimli yarışmaya karşı olmak yerine her tür yarışmanın daha fazla sayıda, daha nitelikli olarak açılması için birlikte çaba gösterelim

“2012 Yarışma Raporu”na göre 2000 – 2012 yılları arasında açılan yarışma sayısı 112. Yılda ortalama 9 yarışma bile etmiyor. Öte yandan TÜİK’e şöyle bir bakınca bile aynı dönemde her yıl yüzbinlerce bina üretildiğini görmek mümkün. Aklımızda dursun…

Ön seçimli yarışmaları tartışmak için yarışma ortamına; yarışma ortamı içinse önce mimarlık ortamına bakmak gerek çünkü yarışmaların sorunlarının pek çoğu temel mimarlık meselesi. Bu yazıyı ilgilendirecek birkaç sorunu sıralayarak başlayalım.

Mimarlık ortamının örgütsüzlüğü

Tüm meselelerin temeli. Esasında mimarlık ortamının örgütü Mimarlar Odası. Oda’nın geçen uzun yıllarda oluşan bir kamusal itibarı da var. Ancak itibarı kadar itibarsızlığı da söz konusu. Oda’nın yapılanma modelinden kaynaklanan sorunlar da cabası. Sonucunda bu garip örgütlülük (örgütsüzlük) ne kamu yararını ne mesleği ne de mimarlığı korumak için yeterli olmuyor.

Mimarlık hizmetinin fiyatlandırılması

Ne kamu ne de mimarların örgütleri “Dur!” demeyince mimarlık hizmetlerine fiyat belirlenmesi serbest piyasa koşulları ile sınırsız. Her şey serbest. Mesela “Binası inşa edilsin diye üste para verdi” haberini okusak hiçbirimiz Zaytung demeyiz.

Maaşlı çalışanların sorunları

Mimarlık hizmetlerinin fiyatları düşük olunca olağan sonuç olarak maaşlı çalışan mimarların aylıkları da düşük oluyor. Mimar diploması imajı ile mimar maaşı arasında dağlar var.

Ve daha önemli sorun mimarlık ofislerinin iki muhasebe tutması. Maaşların bordrolarda düşük gösterilmesi ve bir kısım ücretin elden ödenmesi Türkiye’nin olduğu kadar mimarlık ortamının da önemli sorunu. Bu sorun kimi zaman eksik okunabiliyor: Çalışan mimarın haklarının eksik teslim edilmesi önemli ama iki muhasebeli sistemin daha kritik sorunu mimarlık ofislerinin kurumsallaşmasını engelliyor olması.

Kurumsallaşamayan ofis sonuç olarak kurumsallaşamayan örgütlülük ve ortam demek oluyor.

Kamu ile mimarlık ortamı arasındaki bağ

Bugün mimarlık ortamı ile kamu arasında neredeyse hiç bağ yok denebilir. Kamunun “Osmanlı & Selçuklu” söylemiyle ortama olumsuz katkı sağlıyor olması da cabası.

En üstten gelen bu baskı ve kültür dalga kamunun her aşamasında kendisini gösteriyor. İyi ürün ortaya çıkmaması için tüm koşulları hazırlıyor adeta.

Mimarlık hizmetinin ucuzluğu ortamın doğal sonucu

Türkiye’de Mimarlar Odası’nın belirlediği proje bedelleri yurt dışında, mimarlığın nitelikli uygulandığını düşündüğümüz ülkelere göre bir kaç kat düşük. Reel fiyatların ise bazı durumlarda 10 kat düşük olduğunu söylemek olanaklı.

Peki, yarışma nedir?

Bu soruya herkesin kendince bir cevabı var. Benim cevabım oldukça basit: Bir tasarım sorunu için iki ve daha fazla sayıda tasarımcıdan proje hazırlaması isteniyorsa yarışma olarak adlandırmalıyız.

Yani bu tanıma göre özel sektörün ücretli, ücretsiz; şartnameli, şartnamesiz; jürili jürisiz yaptığı çalışmalar bile yarışma. Böyle tanımlanmasına ilk anda tepki gelmesi olağan. Gelin üzerine düşünelim.

Yaygın tavır, yani doğru tanımlanmamış işi “teklif isteme” olarak adlandırma sorunu çözmüyor. Biz teklif isteme olarak adlandırsak da sorunun kendisi olduğu gibi duruyor. Oysa bizim kendimize, çözülmesi gereken hedef olarak sorunu doğru olarak adlandırmayı değil, sorunun kendisini almamız gerekmez mi. Sorun ise çok açık: İster teklif alma ister yarışma olarak adlandıralım fiziksel çevrenin niteliğini doğrudan ilgilendiren ve hiçbir düzeni olmayan anarşik ortamın bir düzene girmesi gerekiyor.

Yarışmaları hangi zeminde tartışalım?

Türkiye’de 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na uymak zorunda olan idarelerin yarışma düzenlemek için uymak zorunda oldukları tek bir yönetmelik var, tam adı “MİMARLIK, PEYZAJ MİMARLIĞI, MÜHENDİSLİK, KENTSEL TASARIM PROJELERİ, ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA VE GÜZEL SANAT ESERLERİ YARIŞMALARI YÖNETMELİĞİ” Yarışmaların hukuki boyutuyla ilgisi az olanlar için altını çizelim. KİK hükümlerine tabi bir idarenin uymak zorunda olduğu tek yönetmelik bu.

Yukarıdaki yönetmelik dışında yarışmalarla ilgili iki yönetmelik daha var, bunlar “Mimarlar Odası Yarışmalar Yönetmeliği” ile “TSMD Mimari Proje Yarışma Yönetmeliği”. Bu iki yönetmeliğin de kurumların kendi iç hukukları dışında yasal olarak hiçbir bağlayıcılığı yok. (Mimarlar Odası’nın yönetmeliğinin kapsam maddesinde varmış gibi bir izlenim uyanıyor ama geçerliliği yok.)

Peki, bir yarışmanın amacı ne?

KİK yönetmeliği yarışmaların hedeflerini oldukça açık olarak tanımlamış.

“Yarışmaların hedefi, kamu yararı esas alınarak:

a) Ait olduğu konu özelinde; kültür, sanat, bilim ve çevre değerlerinin rekabet yoluyla geliştirilmesine, çok sayıda seçenekten en ekonomik, en işlevsel ve yenilikçi çözümlerin seçilmesine, müelliflerinin saptanmasına ve güzel sanatların teşvikine,

b) Bu Yönetmelik kapsamına giren mesleklerin gelişmesine, etik değerlerin yerleşmesine, uluslararası rekabet gücü kazanmalarına,
uygun ortamı sağlamaktır.”

Bu tanım sadece bir kanunda yer aldığı için değil doğru bir tanım olduğu için de değerli bana göre. Üzerinde kolayca mutabakat sağlanacak kadar güçlü ve basit. Yarışmalara başka anlamlar yüklemek de mümkün, benim ilgi alanım yukarıdaki tanımla sınırlı olduğu için bu yazı kapsamı da öyle.

İhale

İdarelerin proje elde etmek için iki yöntemleri var. Ya yarışmayla yapacaklar ya da ihaleyle. Ve Türkiye’de her yıl üretilen yüzbinlerce yapıdan sadece 9 tanesi yarışmayla projelendiriliyor. Projelendirilen bu yapılardan en az yarısı ise inşa edilmek için yapılmıyor ya da yapılamıyor. Yani Türkiye’de yarışmayla yapılan proje sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Aklımızda dursun…

Yarışmayla Yap

Yarışmayla Yap’ı bir proje olarak dillendirmeye 2007’de başlamışız. Proje geçen zamanda kurumsal bir yapıya kavuştu ve çeşitli yöntemlerle açılan yarışma sayısını artırmaya çalışıyor. Bugünden Yarışmayla Yap’ın başarılı olup olmadığını ne biz ne de dışarıdan birisi söyleyemez. Projenin kurumsallaşmasının üzerinden henüz 2 yıl bile geçmedi, doğru bir değerlendirme için daha uzun bir süreyi geride bırakması lazım sanırım. Belki 5 yıl sonra biraz daha doğru bir değerlendirme yapılabilir.

Bugüne kadar Yarışmayla Yap’ın içinde bulunduğu yarışmalar ise şunlar:

  • Avanos’un Yeni Köprüsü ve Çevresi Mimari Proje Yarışması
  • Gazipaşa Belediye Hizmet Binası, Ticaret Merkezi ve Yakın Çevresi Ulusal Mimari Proje Yarışması
  • Kurbağalıdere Vadisi Fikir Projesi Yarışması

Çanakkale Valiliği çatısında açılan ön seçimli yarışmalar

  • Çanakkale Karasal-Sayısal Yayın Kulesi Uluslararası Mimari Proje Yarışması
  • Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Odak Alanları Fikir Projesi Yarışması
  • Gökçeada Lise Kampüsü Mimari Proje Yarışması
  • Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Yeni Şehitlik Tasarımları Fikir Proje Yarışması (İptal)
  • Lâpseki Hükümet Konağı ve Çevresi Mimari Proje Yarışması

YY bugüne kadar 4 idare ile çalışmış ve 8 yarışmanın içinde bulunmuş. Bunlardan 3 idare yarışmalarını açık yaparken sadece Çanakkale Valiliği’nin yarışmaları ön seçimli olarak yapılmış. Aklımızda dursun.

Ön Seçimli Yarışma

Zaten yazmam gereken bu yazıyı Facebook ve Twitter’da bir akademisyenin kullandığı “yarışmaları kapalı kapılar ardına sokmaya çalışanlar” sözünden üzerime düşenler olduğunu düşündüğüm için kaleme aldım. İthama neden olan yarışmaların danışman jüri üyelerinden birisiyim.

Ön seçimli yarışmalarla ilgili dedikodu, yazılı yorum ve telefon görüşmesi muhtelif. Hiç isim vermeden birkaç örneği aktarıyorum:

  • Çanakkale Valisi’ne ulaşarak jüriyi eleştiren.
  • Özel İdare Genel Sekreteri’ne telefon ederek, “biz de dosya verdik ama jüri kendi adamlarını seçmiş” diyen.
  • Jüri başkanına bir mektup yazarak seçilmediği için hayal kırıklığını anlatan.
  • Tüm jüri üyelerini arayan.
  • Ön seçimde kabul görmeyip yarışma sonuçlandıktan sonra seçilen projeye hakaretler yağdıran.

Aklıma gelen birkaç durum.

En acıklılarından birisi bana telefonda aktarılan yorum: “Ömer Yılmaz jüri üyelerini etkiliyor ve kendi yakınındaki kişilerin seçilmesini sağlıyor.” Koca koca mimarlardan gelen bu yorum en başta jüriye hakaret. Ne jüriler ne de ben bu söylentilerden rahatsız olmuyoruz ama içimden geçirmeden edemiyorum “dervişin fikri neyse zikri oymuş”

Buna benzeyen diyaloglardan sempatik bir tanesini ise Yavuz Selim Sepin’le, Twitter’da yaşadık. Bu diyaloğu pek çok konuyu aynı anda aktardığı için eklemek istiyorum.

Yavuz Selim Sepin
Gökçeada lise kampüsü yarışması ön seçim sonuçları belli olmuş seçenleri tebrik ederim(!) Çok tarafsız bir seçim olmuş !.. Eş, dost, arkadaş

Ömer Yılmaz
O halde sizi neden seçmemişler?

İlker Fatih Özorhon
görünen o ki önseçim, fikir üretmek isteyenlerin özellikle de gençlerin önünü tıkıyor…

Yavuz Selim Sepin
Çok zekice bir cevap

Sepin de jüridekilerin eşi dostu arkadaşı bir mimar. Jüri gelen 90 diğer başvuru ile kıyasladığında ön seçim başvurusunu 18’in içine almamış. Hepsi bu aslında.

Twitter sohbetine Sepin’le çok farklı bir kuşaktan, genç bir mimardan gelen eleştiri ise aslında jürinin “ağzıyla kuş tutsa” yine eleştirileceğini gösteriyor.

Son bir hikâye ile bu fasılı kapatıyorum:

“Ön seçimli yarışma modeli Mimarlar Odasının katkısı ve ilgili yönetmeliklere göre mi yapılıyor?” Diye soruyor, ön seçimli yarışmaların proje yoluyla geçinen mimarların büyük bir sorunu olduğunu iddia eden meslektaşım Mimarlar Odası’na yazdığı bir mektupta.

Neresinden tutalım? Yönetmeliğinin apaçık olmasından mı? Yüz bin binadan yılda 9 tanesi yarışmayla yapılıyor iken; Yarışmayla Yap ortama tamamen yeni bir güç olarak katılmış, yarışma sayısını artırmaya çalışırken; yarışmaların ödülleri ile geçinilemeyecek iken… Tutmak istemiyorum ama bunları görmek “nasıl bir ortamımız varmış da haberimiz yokmuş” dedirtiyor açıkçası.

Çanakkale’nin Hikâyesi

Çanakkale hikâyesi Ömer Selçuk Baz’ın Truva Yarışması müellifliği ile başlıyor. Truva Müzesi işleri nedeniyle kentle tanışan Baz’ın hazırladığı Çanakkale Yayın Kulesi projesi bir vesileyle duruyor. Beni arayarak “istersen bir git belki yarışma olur” demesini takiben Yarışmayla Yap olarak birkaç kez Çanakkale’ye gidiyoruz.

Sonunda Çanakkale Yayın Kulesi Uluslararası Yarışması açılıyor. Tüm dünyadan 150’ye yakın başvurunun geldiği ön seçimli yarışmada seçilen ekipler açık yarışmalara göre daha iyi performans gösteriyor. (Elbette şahsi tespit) Yarışma sonunda idare, birinci proje sahibi ile sözleşmeyi imzalayarak uygulama aşamasına geçiyor.

Yarışmanın başarısı ve idarenin yarışmalara sahip çıkması ardı ardında bir dizi yarışma açılmasını sağlıyor.

İkinci olarak açılan Odak Alanları Yarışması Türkiye’de bugüne kadar açılan hiçbir yarışmaya benzemiyor, bir deneme. Ekiplerin bünyesinde mimar, peyzaj mimarı, grafik tasarımı ve ürün tasarımcısı bulundurmasını bekliyordu bu yarışma. Geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Bir fikir projesi yarışmasıydı, tartışması ve etkileri zamanla ortaya çıkacak umarım.

Ardından yine Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda Yeni Şehitlik Tasarımları Yarışması açılıyor. Bu yarışma da çeşitli nedenlerle ön seçimli oldu. 18 şehitliğin aynı anda tasarımının beklenmesi (Durumu kavramak için şartnamenin tasarım sorununa yaklaşım başlığının okunması tavsiyedir.) ve soruna hâkim olmak için ancak arazi araçlarıyla gidilebilen alanların gezilmesinin şart olması koşulları oluşturuyordu.

Ardından Gökçeada Lise Kampüsü ve Lâpseki Hükümet Konağı Yarışmaları açıldı. Şahsen bu iki yarışmanın açık da olabileceğini düşünüyorum. Ama bundan ön seçimli yapılmaz sonucunu da çıkmıyor. Çanakkale Valiliği projelerini yarışmayla yapıyor ve tüm projeleri de ön seçimli yarışma modeli ile yapıyor.

Türkiye’de yakın geçmişte Şişli Belediyesi ve Uşak Belediyesi 3’er yarışma açtılar Bugünlerde devam eden yeni yarışmasıyla Çanakkale Belediyesi de 3 yarışma açan kurumlar arasında yerini aldı. Bunun dışında merkezi idareler ve belediyelerden sürdürülebilir bir şekilde yarışma açan yok.

Çanakkale Valiliği ise 5 yarışmayı açtı, jürisi toplanmış bir yarışma ve taslak olarak hazırlanmış iki yarışma daha yolda. Hal böyle iken Çanakkale’de motive edici söylemlerle idarenin bu tavrını sürdürmesini sağlamaya çalışmak mimarlık ortamımın genelinin lehine olurdu.

Yarışmaların sorunları

Önce şunun altını yeniden çizelim Türkiye’de açılan yarışma sayısı komik. Yarışmayla Yap’tan önce de sonra da ortam nicelik olarak üzerinde konuşmaya değmeyecek durumda. Kamunun ürettiği binlerce binadan yılda bir iki tanesi yarışmayla yapılmış proje ile inşa ediliyor. Nicelikle ilgili bu durum aklımızda dursun. Yarışmaların sorunlarını sıralamaya çalışalım.

  1. Örgütsüzlük.
    Yarışmalara giren mimarların bir örgütünün olması bu yazının akışını değiştirebilirdi.
  2. İdarelerin yarışma yapmak istememesi. İsteksizliğin çeşitli nedenleri var.
    a- İdareciler iplerin sürekli ellerinde olmasını istiyor.
    b- İdareler, telif sorunlarının ileride başlarına dert olacağını düşünüyorlar.
    Çoğunda endişeleri mimarın hakkını gasp etmeye yönelik olsa da mimarlardan kaynaklı sıkıntıların da önemli yer tuttuğunun altını çizelim.
    c- Maliyet.
    Özellikle düşük bütçeli idarelerde hem yarışma maliyeti hem de ardından gelen uygulama maliyeti idareye yüksek gelebiliyor.
  3. Kazananın uygulamaya geçememesi. (Bu maddede yazılı olanların nedenleri bir araştırmaya konu edilmeli.)
    a- Bazen yarışma yapılıyor ve 1. Ödül sahibi aranmıyor bile.
    b- Kimi zaman uygulama projesi ve ihale dosyası kazanan tarafından hazırlanıyor ama idare uygulamaya geçmiyor.
  4. Kazanan projenin değişerek uygulanması.
    Çeşitli nedenlerle kimi zaman yarışma projesi tanınamayacak bir hal alabiliyor.
  5. Yarışmaların koordinasyonunu sağlayan bir kurumun olmaması.
    Takvim çakışmaları önemli bir sorun olabiliyor.
  6. Etik meseleler.
    a- Ücretsiz yarışmalara katılmak.
    b- Proje teklifini herhangi bir ücret almadan tasarımla birlikte vermek.
    Bu bir yarışma sorunu değil gibi de görünse aslında daha fazla yarışma açılmasını, yarışma açılabilecekken açılmamasını sağlayan en temel meselelerden.
    c- Uygulama projesi ücretinin kabul edilemez derecede düşük olduğu hallerde bile idareye boyun eğerek ücreti kabul etmek. (Eğitim Kampüsleri Yarışması)
    d- 1. Ödül sahibi olmadığı halde idarelerle sözleşme imzalamak. (Eğitim Kampüsleri Yarışması)
    e- Tartışmalı ve sonunun sorunlu olacağı açık yarışmalara katılım sağlamak. (Çamlıca Camisi Yarışması)

Ön seçimli model

Çanakkale’den önce KİK mevzuatı ile ön seçimli olarak sadece “Savunma Sanayi Müsteşarlığı Yeni Hizmet Binası Yarışması” yapıldı. Yani ön seçimli yarışma modelini, risklerini ve kazanımlarını tartışmak için elimizde yeterli veri yok. Durumu aklımızda tutarak üzerinde düşünelim.

Yarışmalara gönderilen proje sayılarında dengesizlikler var. 2013’te iki ay arayla sonuçlanan bir yarışmaya 90 proje gelirken diğerine ödül sayısından bir fazla (9) katılım oldu. Demek ki aynı anda açık yarışma sayısı -hep istediğimiz gibi- onlu sayılara ulaştığında bazı yarışmaların yeterli katılım sağlanamadığı için iptal edilmesi söz konusu olacak. Kamunun elde edeceği projelerin niteliğini de düşününce bu ancak bir defa yaşanacak bir durum olabilir, bir daha da yarışma uzun süre açılmaz herhalde.

Bugüne kadar KİK mevzuatına tabi olarak açılan yarışmaların tümünün belli bir olgunluk seviyesi var ve yarışmalara konu sorunların çerçevesi çok da basit değil, üzerinde ciddi çalışma gerektiren meseleler genelde yarışma konuları. Mimarlık ortamı tecrübelisiyle & genciyle bu yarışmalara gereken ilgiyi gösteriyor. Ciddiye alınacak her yarışma önerisinin o yarışmanın mansiyon ödülünden daha fazla gideri olduğunu söyleyebiliriz. Yani aslında ödül de kazansa çoğu yarışma projesi önerisi zararına yapılıyor.

Mimarlık ortamının durumunu yazının başında aktarmıştım zaten. Hal böyle iken çözüm nerede?

Türkiye’de her yıl yapılan 100.000 yapıdan 100 tanesinin yarışmayla yapıldığını düşünelim. Uygulamaya geçmeyecek ya da fikir projesi olarak açılacak yarışmaları da düşününce iki katı yarışma açılması demek oluyor. 200 yarışmanın açıldığı bir ortama jüri üyesi ve nitelikli şartname yetiştirmek de zor elbette ama nitelikli proje elde etmek çok daha zor.

Bu sonucu çıkarabilecekler için şimdiden ve açıkça yazayım: Elbette tüm yarışmalar ön seçimli olsun demiyorum.

Zihinlerimiz ön seçimli mi açık mı meselesinde takıldı kaldı. Genç mimarları anlamak mümkün çünkü bir genç mimarın var olabilmesinin neredeyse en önemli yolu yarışmalar.

Özellikle daha tecrübeli olanların ve akademisyenlerin meseleye biraz daha serinkanlı bir şekilde yaklaşması gerekiyor. Bu tartışmada en kritik sorun ise kişilerin kendileri ile ilgili pozisyon alıyor olmaları. Ön seçim aşamasında dosya vererek seçilmeyenler genelde eleştiri sahipleri ne yazık ki.

Ön seçimli model tartışmaları -ağırlıklı olarak ön seçim aşamasında seçilmeyenler nedeniyle- yoğunlaşmış durumda. Oysa tüm yarışmacıların dâhil olmasına yetecek sayıda yarışma açılmış olsaydı büyük olasılıkla bu tartışmaların hiçbirini yapmıyor olacaktık.

KİK Yarışmalar Yönetmeliği pek çok meseleyi çözebilecek olanağa sahip. Elbette eksikleri var. Şahsen en önemli sorununun ise yarışmacıyla jüriyi asla yüz yüze getirmemek temel kabulü olduğunu düşünüyorum. Bu kabul ara sunum ya da konuların baştan jüri ve yarışmacıların da katılacağı bir ortamda tartışılması gibi olanakları engelliyor.

Uzun sözün kısası yarışmaların sayısı ve yarışma türleri çoğalmalı ki daha nitelikli ve derinliği olan mimarlık ortamına sahip olalım. Ön seçimli yarışmaya körü körüne karşı olmak yerine her tür yarışmanın daha fazla sayıda, daha nitelikli olarak açılması için hep birlikte çaba gösterelim.

Yorum yapın