Gelibolu Virüsü

Gelibolu Virüsü
Yarışmayla Yap’ılan Abide, Gelibolu Yarımadası’nın ve savaşın simgesi durumunda

İstanbul’dan Ege’ye Trakya üzerinden seyahat edilecekse, rota üzerindeki bir şehirdi Çanakkale benim için uzun yıllar boyunca. Otoyolun hizmete alınmasından sonra Kınalı’da otoyoldan çıkılır, Tekirdağ ve Keşan’ı takiben Gelibolu’ya varılırdı. Hadi yazmadan geçmeyelim Tekirdağ’da bir köfte molası da verilirdi. Avrupa yakasında bulunan Gelibolu ya da Eceabat’tan o eski feribotlarla Anadolu’ya geçilir oradan da Assos ya da Ayvalık’a devam edilirdi.

2013’te açılan Çanakkale Yayın Kulesi ve ardından gelen bir dizi yarışma sayesinde Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası’nı daha yakından tanıma fırsatım oldu. Çanakkale’de, son 2-3 yıl içinde Belediye ve Valilik eliyle açılan 9 yarışma kenti Türkiye’de benzersiz bir yere koyuyor. 100.000 nüfuslu ve sanayi ya da turizmde, başka kentlerle karşılaştırıldığında hiç de “çekici” olmayan bu kenti güzel kılan başka unsurlar da var.

Bu nedenlerle Arkitera Süperkent’te hiç zorlanmadan yer bulan Çanakkale’nin en önemli değerlerinden birisi Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı. Eceabat Kaymakamlığı’nın sürücülere bir ilan panosunda kocaman bildirdiği üzere Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Çanakkale’nin bir diğer ilçesi olan Eceabat sınırlarında kalıyor.

Kuzeyde 5km’lik bir kara parçası ile Trakya’ya bağlanan yarımada kuzeydoğu – güneybatı ekseninde 80km boyunca uzanıyor.

Gelibolu Yarımadası, zengin bir kültüre sahip Çanakkale’nin bir alt kültürü olarak kabul edilebilir. Bir alt kültür olarak ise kendi zenginliklerine ve karakterine fazlasıyla sahip.

Çanakkale’den Kilitbahir ve Eceabat ya da Lapseki’den Gelibolu’ya yapılan feribot seferleri, yarımadayı kuzeyden ulaşan devlet karayolu dışında erişilebilir kılan diğer bağlantılar. Bu çıkmaz sokak hali nedeniyle Çanakkale Boğazı’ndaki kentler Türkiye’deki pek çok gelişen kente göre daha iyi korunmuş durumda.

Yarımada ise adeta zamanında çektiği acıların karşılığını alırcasına gerçeküstü güzellikte bir kara parçası. Trakya’dan gelirken, daha yarımadaya girmeden bitki örtüsü, Saroz Körfezi manzarası ve topoğrafyaya eşlik eden II. Dünya Savaşı’nda kalma koruganlar bir mimar için adrenalini hızla yükseltebiliyor. Çanakkale Boğazı’nın görünmesinin ardından, Boğaza paralel olarak gidilen yolla varılan Kilye’den sonra ise başka bir dünyaya geçiliyor.

Buradan güneye, Seddülbahir’e kadar uzanan ve 1915 kara savaşlarının yaşandığı alan bir dizi mevzuat düzenlemesi ile bugüne geldi. Bu düzenlemeler kabaca şöyle:

  • 1973   Bakanlar Kurulu kararı ile orman rejimi içine alınır.
  • 2000   “Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu” çıkar.
  • 2014   “Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı” kanunu ile alan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanır.

 

Yarımadanın gelişim tarihçesinde bir diğer önemli başlık kuşkusuz 1997’de açılan “Gelibolu Yarımadası Barış Parkı Uluslararası Fikir ve Tasarım Yarışması”. Yarışmanın teknik komite başkanlığını yürüten Raci Bademli’nin Mimarlık Dergisi’nin 283. sayısındaki yazısı yarışmaya neden olan gelişmeleri ve yarışma sürecini oldukça iyi anlatıyor.

Yarışmayı takiben Raci Bademli’nin yönetiminde ODTÜ tarafından hazırlanan Uzun Devreli Gelişim Planı UDGP, 2003’te yürürlüğe girer. 2003’ten 2014’te “Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı”nın kurulmasına geçen sürede Orman Bakanlığı, Eceabat’taki Milli Park Müdürlüğü’nden alanı UDGP üzerinde yapılan revizyonlarla yönetir.

Bir yandan Atatürk, öte yanda dini değerler üzerinden sahip çıkılan Yarımada yine bu nedenlerle son 10 yılda inanılmaz bir ziyaretçi trafiğine sahip. Yılda, -büyük çoğunluğu yerli- 2 milyon turistin ziyaret ettiği Gelibolu Yarımadası’nın önemli değerlerinden bazıları şöylece sıralanabilir:

  • Kilitbahir Köyü, Kilitbahir Kalesi, Mecidiye Tabyası
  • Kabatepe Ziyaretçi Merkezi
  • Kabatepe Limanı
  • Seddülbahir
  • Şehitler Abidesi
  • İrili ufaklı Türk şehitlikleri
  • Anzak ve İngiliz şehitlikleri
  • Fransız Şehitliği
  • 57. Alay
  • Conk Bayırı
  • Anzak Koyu

 


Fransız Şehitlği


“V Beach” Şehitlliği


Redoubt Şehitliği çevre duvarı


Uygur Mimarlık tasarımı Kesikdere ve Çataldere Şehitlikleri, son dönemde yapılan nitelilkli işlerden

Bir yandan korunmuş, ayrı bir yönetim rejimi olan Yarımada öte yandan hala köylüler için bir yaşam yeri. Son 10 yılda artan turist nüfusuna paralel olarak turizm hizmetlerinde çalışanların sayısında artış olsa da esasında sit alanı olması ve inşaat izninin de olmaması nedeniyle aynı zamanda önemli bir tarım alanı. Yarımadaya yapılan gezilerde rengârenk ay çiçeği tarlalarının içinde geçip gitmek, yavrulayan bir keçinin o en özel anına şahit olmak son derece olağan. Özellikle otobüslerle gelen yerli turistlerin yemek ve ihtiyaç molası için kullanmaları öngörülen Alçıtepe Köyü, bu güzel coğrafyanın tam da ağırlık merkezinde yer alıyor. Alanda Alçıtepe dâhil şu köyler var:

  • Alçıtepe
  • Behramlı
  • Bigalı
  • Büyük Anafarta
  • Kilitbahir
  • Kocadere
  • Küçük Anafarta
  • Seddülbahir


Yarışmayla yapılan Ahmet Gülgönen tasarımı kitabeler Yarımada’nın çeşitli yerlerinde görülebiliyor


Şehitlikler Yarışması için gezdiğimiz bu mezarlık henüz hiç dokunulmamış durumda, etrafı da tümüyle bakir, yolu yok.

Yarımada’nın Ziyaretçi Profili

Yerli ziyaretçiler, Türkiye’nin dört bir yanındaki kamu kurumlarının düzenledikleri gezilerle Yarımada’ya ulaşıyor. Gezi genellikle bir rehber eşliğinde 45 kişilik bir otobüsle yapılıyor. Günübirlik bu gezinin yemek molası ise çoğunlukla Alçıtepe’de oluyor. Bu turistik faaliyette ziyaretçiler genellikle otobüsleriyle şuraları ziyaret ediyorlar:

  • Şehit Onbaşı ve Mecidiye Tabyası
  • Abide
  • Seddülbahir ve Ertuğrul Tabyası
  • Kabatepe Ziyaretçi Merezi
  • 57. Alay – Conkbayırı

 

Türk ziyaretçi kitlesinin Türkiye’nin iki %50’sini temsil edercesine iki grup olarak açıkça sınıflandırılabileceğinin de altını çizmek gerek.

Yarımada’nın bir diğer önemli ziyaretçi profilini 24 Nisan’ı 25 Nisan’a bağlayan gece başlayan törenlerle anılan kara çıkartması için alana gelen Anzaklar oluşturuyor.

Alandaki Sorunlar & Değerler

Her sene 18 Mart’ın gelişi ile hızlanan otobüs trafiği zamanla Milli Park yönetimi ve Çanakkale Valiliği için önemli gündem maddelerinden birisi olmuş durumda.

Uzun süre Orman Bakanlığı tarafından yönetilen yarımadanın direksiyonu 2014’te kabul edilen 6546 sayılı “Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun” ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na geçti. Kanunla birlikte bugüne kadar uygulamada olan UDGP de devre dışı kaldı. Şimdi Alan Başkanlığı’nın alan için yeni bir plan hazırlaması gerekiyor.


Yarımada’nın en önemli sorunu kalabalıkların yönetimi


Türkiye’de pek çok anıtta rastladığımız vandalizmden şehitlikler bile nasibinin alıyor. Redoubt Şehitliği’nin tam ortasındaki ağaç.

Alçıtepe

Günübirlik ziyaretçiler için yemek molası noktası olarak da planlanan Alçıtepe köyünün hem mekânsal nitelikleri hem de sunduğu yeme içme kalitesi ve çeşitliliği yetersiz. Yemeklerimizle övünürüz ve bence genelde de başka alanlara göre iyi olduğumuz bir alandır yemek. Ama burada iyi yüzümüzü değil kötü yüzümüzü gösteriyoruz. Nedeni basit: Yarımada’ya gelen ziyaretçi kitlesi Anadolu’nun çeşitli yerlerinden, çoğu zaman ücretsiz kamu turları ile geldiği için gelir düzeyi düşük buna ek olarak otobüslerde dağıtılan kumanya söz konusu olabiliyor. 3-4 aylık kısa sezon için de nitelikli yemek sunulamıyor.

Alçıtepe’de otobüslerin park edecekleri yerlerin yeniden düşünülmesi de dâhil olmak üzere bir kentsel tasarım çalışmasının yapılması zaruri görünüyor. Aynı çalışmada köyün merkezinde bulunan caminin de özellikle kadınların ihtiyaçlarını da karşılayacak şekilde yeniden tasarlanması gerek. (1950’lerde yapılan cami garip bir şekilde tescil edilmiş.)

Çanakkale Valiliği Alçıtepe Kentsel Tasarım Yarışması için harekete geçmiş, yarışma jürisi de ilk toplantısını yapmıştı. Ancak Alan Başkanlığı’nın kurulması üzerine bu yarışma da ilan edilemeden iptal oldu.

Kilitbahir

Bir köy olarak Kilitbahir zenginliklerle dolu. Güneyde, Mecidiye Tabyası başlı başına bir cazibe merkezi. Kilitbahir Kalesi İstanbul’daki burç ve kalelerin sunduğunun çok ötesinden bir mekânsal deneyim sunuyor. Mutlaka gezilmesi gereken bir yer olarak pekâlâ da hafızalarda yerini alabilir. Kale’de Kültür Bakanlığı tarafından yürütülen restorasyonun ciddi uygulama sorunları olduğunun altını da kalınca çizmek gerek.

Kalesini çepeçevre saran Kilitbahir Köyü, artık özlemle aradığımız güzel köye bir cevap gibi. Kale ve köy meydanı manzaralı köy kahvesinde bir kahve içmeli mutlaka. Balıkçı barınağı ve onunla hem hal olmuş camisi Kilitbahir’in önemli diğer değeri.

Kilitbahir, Çanakkale’den yapılan feribot seferleri ile yarımadayı Anadolu’ya bağlayan 3 noktadan birisi. Feribot işletmesinin 2006’da yapılan bir operasyonla Çanakkale Valiliği yönetimindeki GESTAŞ tarafından devralınması ulaşım niteliğini epeyce iyileştirmiş durumda. Ancak buna rağmen özellikle Kilitbahir tarafındaki iskele yapılarının ve buna bağlı trafik çözümünün acilen yenilenmesi gerekiyor.

Bir turizm destinasyonu olmak için tek başına bile epeyce özelliği taşıyan Kilitbahir, nitelikli tasarım müdahaleleri ile Türkiye ölçeğinde tanınan ve ziyaret edilmek istenen bir yer haline gelebilir.

Abide

İngiliz, Fransız ve Anzak anma mekânlarının alanda yerlerini almasını takiben Türk tarafının talepleri de oluşur. Conk Bayırı’nda bulunan Yeni Zelanda Anıtı’nın hemen yanında Atatürk Anıtı yapılır. Ana anıt olarak da Şehitler Abidesi’nin yapımına başlanır. Abide’nin yapımı kaynak sıkıntısı nedeniyle durur. Milliyet Gazetesi bunun üzerine bir kampanya başlatır ve halktan para toplanarak Abide tamamlanır. Yarışmayla yapılan anıtın mimarları Doğan Erginbaş, Feridun Kip ve İsmail Utkular (Harbiye Radyo Evi’nin de mimarı olan Doğan Erginbaş halen Ataköy’deki evinde yaşıyor.)

Abide’ye özel birkaç not

  • Şehitliğe sonradan açılan ve aslında olmayan arka bir kapıdan giriliyor olması. Bu kuzey girişi şehitliğe yaklaşımı tümüyle arızalı hale getiriyor.
  • Tören düzeni.
  • Abide’nin altında bulunan mekânın fonksiyonuna bir türlü karar verilememesi ve mekânın yıllar boyunca devreye alınamaması.
  • Morto Koyu – Abide ilişkisinin kurulamamış olması.
  • Satış ünitelerinin yeri ve niteliği sorunu.
  • Abide üzerindeki rölyeflerin oran sorunları.


Abide’ye sonradan yapılan ve “bir şehitliğe nasıl yaklaşılmaz?” sorusuna örnek olabilecek giriş

Seddülbahir Köyü

Yarımada’nın en güney ucundaki köyün hemen dışındaki Ertuğrul Tabyası ve Hellas Anıtı köyle birlikte önemli bir çekim noktası niteliğinde. Biraz üst kottaki bu anıtlara göre hemen denizin kenarında bulunan ve genelde ziyaretçilerce görülmeyen “V Beach” Anzak şehitliği de bu bölge için önemli bir değer.

Geniş otopark yüzeyleri ile yerleri plansızca oluşmuş ve tasarlanmamış satış üniteleri tüm Yarımada için olduğu gibi Seddülbahir için de önemli sorunlardan birisi.

57. Alay – Conkbayırı ring yolu

Kabatape Simülasyon Merkezi’nden başlayan ve önce araç gidiş yönünde solda bulunan Anzak anıtı, daha sonra sağda 57. Alay Şehitliği ile Uygur Mimarlık tarafından tasarlanan Kesikdere ve Çataldere Şehitlikleri ve daha sonra solda Conk Bayırı ile devam eden rotanın Yarımada’nın abide ile birlikte en önemli alanı olduğu söylenebilir. Cephe savaşının en yoğun yaşandığı bu bölgeyi ziyaret ancak lastik tekerlekli büyük ve küçük araçlarla yapılabiliyor. İnsan yoğunluğunun zirveye ulaştığı rota üzerinde bazen Kapalı Çarşı’da mı yoksa bir şehitlikte mi olduğunuzu unutabilirsiniz. Anı eşyası satmak üzerine açılan derme çatma dükkânlar da şehitliğin manevi değerlerinin biraz daha yıpranmasına neden oluyor.


57. Alay civarında satış üniteleri

Lozan Anlaşması

Gelibolu Yarımadası’ndaki yabancı şehitliklerin kontrolü Lozan Anlaşması ile o ülkeye verilmiş. Yabancı şehitliklerde Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir yapımcı rolü yok. Ancak yabancılar da yapacakları düzenlemeleri Türk tarafına onaylatmak zorunda. Lozan ile gelen bu düzenlemeden Türkiye’de memnun olmayan çok kesim var. Lakin Türk şehitlikleri ile savaşın karşı cephesinin şehitliklerini beraberce gezdiğinizde bu kararın çok da yanlış olmadığını düşünmeden edemiyorsunuz.

Savaşın Hediyelik Eşyaları

Gelibolu Yarımadası ve hatta Çanakkale’nin çeşitli noktalarında, feribotlarda, çarşılarda savaşla ilgili anı eşyası satıcılarına rastlamak mümkün. Bu anı eşyaları genelde sarı kaplamalı ve Abide maketi, çakmak, kurşun, top arabası, atının üzerindeki Atatürk gibi figürlerden oluşuyor. Artık yüz yılı devirmiş olan Çanakkale Savaşı çok daha nitelikli hediyelik eşyaları hakediyor. Yine Çanakkale Valiliği’nin bu yönde yapmak istediği yarışma bu defa kaynak sorunu nedeniyle başlamadan durdu.

Bugün Savaş’la ilgili satılan hediyelik eşyalar

Takım Çalışması ile Açılan Yarışmalar Dizisi

Bu metni kaleme almak işin içinden yazdığı söylenebilecek, bazı projelere dâhil olmuş birisi için kolay değil. Bir kere öncelikle haksız bir rol üstlenmek istemem, onun için şu notları hızlıca düşmek gerek: Çanakkale’de yarışmalar dizisinin açılmasına vesile olan tanıştırma Ömer Selçuk Baz tarafından yapıldı.

Çanakkale Valisi Ahmet Çınar’ın vizyon ve güveni olmasaydı Çanakkale’deki yarışmalar açılmazdı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yerel ölçekte (Bakanlıkları saymazsak yani) bu kadar kısa sürede daha fazla yarışma açan bir idareci bildiğim kadarıyla yok. Üstelik tamamlanan 4 yarışmadan 3 tanesi uygulama yolunda. Umarım bu yapılar tamamlanır ve Ahmet Çınar’ın İşveren Ödülü’nü aldığını kısa zamanda görürüz.

Valinin karar mercisi olarak Çanakkale’ye yüklediği sorumluluğu hakkıyla yerine getirmekte Çanakkale İl Özel İdaresi ekibi özel bir teşekkürü hakediyor. İdare’nin artık emekliye ayrılmış Genel Sekreteri Ayhan Gider’i en azından Çanakkale İl Özel İdaresi bağlamında çok özleyeceğiz. Ve elbette Serap Öbekçi: Yarışmaları meslektaşımız olarak sahiplenen, her an sorunlarla en ön cephede her rütbede karşılaşmaktan çekinmeyen Serap Öbekçi…

Eğer Çanakkale’deki yapılardan herhangi birisi tamamlanır ve bizden tümüyle bağımsız çalışan Arkitera İşveren Ödülü jürisi Çanakkale ekibine İşveren Ödülü’nü layık görürse bu üçlüyü sahnede görmek bugünden en büyük hayallerimden.

Elbette Özgür Şahin’i unutmadım, tüm yarışmalarda olmasa da hep bizimleydi. İhalelerle ilgili bilgisi ile bizleri genç yaşına rağmen etkiledi. Pratik çözümlerine baştan temkinli yaklaştık ama sonra işe yaradığını görüp, Özgür’ün çözümlerin güvendik pek çok konuda. O şimdi Yol Müdürü, Çanakkale’nin yollarını yapıyor. Yolu açık olur umarım.


Şehitlikler jürisi alan gezisi

Odak Alanları jüri çalışması

Kültür Bakanlığı’nın Tarihi Alan Başkanlığı Sonrası

Alan Başkanlığı yasası meclisten 5 sene önce geçmeliydi. Yine kendimiz gibi davrandık ve yasayı ancak savaşın 100. yılından bir yıl önce meclisten geçirdik. Buraya kadar sorumluluk TBMM’nin idi.

Kanun Haziran 2014’te çıktı ve Alan Başkanı olarak Mehmet Gürkan Ekim 2014’te atandı. 100. yıl için her şey çok acele idi, mutlaka yetişmesi gereken işler vardı. Hep hızlı olmalıydı. O halde 4-5 ay oyalanma nedendi bilinmez.

Neyse Mehmet Gürkan atanır atanmaz, Odak Alanları Yarışması ve Şehitlikler Yarışması ile ilgili kendisine bir e-posta gönderdim. Birkaç yazışma sonrasında 25 Aralık 2014’te, sadece kendisini ziyaret etmek için İstanbul’dan Eceabat’taki ofisine günübirlik bir ziyaret için gidip geldim.

Yarımada’da düzenlenen Odak Alanları Yarışması’nın uygulama ile ilgili durumu (Zaten bir Fikir Projesi Yarışması olarak açıldığının bir kez de burada altını çizmek isterim.) ve yarım kalan Şehitlikler Yarışması’nın devam etmesi gündemimdeki konulardı. Bunları Mehmet Bey’le etraflıca konuşma fırsatı bulduk. İkili bir görüşmeden konuşmanın içeriği ile ilgili ayrıntılı bilgi vermek doğru olmaz ama genel anlamda olumlu bir görüşme olduğunu söylemekte sakınca yok.

Gönderilen belgeler, anlatılanlar, alınan kilometrelerce yok ve sonunda cevapsız bırakılan süreçler… Yine kendimiz olduk: iletişim kurma çabası yöneticilerimizce yanıtsız bırakıldı; nitelikli yapılan işler, o işlere ayrılan emek, bu emeğin önemini anlatmak için alınan kilometrelerce yol yine çöp oldu. E-postalar yine uzayda başıboş dolaşan uydular misali gitti ve geri gelmedi.

Yüzüncü Yılda Mimarlığımız

Hala 100. yıl sürecindeyiz, 100 yıl önce, bu yazı yayınlandığında Gelibolu Yarımadası’nda bir yerlerde savaş devam ediyordu. Henüz işgal güçleri yarımadayı terk etmemişlerdi. Ama 18 Mart ve 24 Nisan kutlamaları geçti. 100. yılı sembolik olarak adlandıran bu günlerde mimarlığımızla gurur duyamadık. Anzak ve İngiliz Şehitlikleri, Fransız Şehitliği yarımadanın çeşitli noktalarındaki anıtları mimarlığımızı ezip geçiyor. Sadece tasarımları ile değil yapım kaliteleri ile her şeyden öte işletmeleriyle. On binlerce km uzaktaki bir ülke kendi şehitliğine, çiçeğine, ağacına, temizliğine nasıl oluyor da bu kadar iyi bakabiliyor? Elbette ardıl soru olarak biz neden bakamıyoruz? Neden gurur duymamız gerekirken utanç içinde dolaşıyoruz…

Atatürk için ya da dini duygularla yarımadayı ziyarete gelen kitleler nasıl olacak da gerçekten talepkar olacak? Nasıl olacak da orada attıkları her adımda gerçekten bastığı toprağı hissedecek.


Redoubt anıtında onarılması gereken taşlar tek tek belirlenmiş yerlerinden çıkarılmış.

Aradan haftalar geçtikten sonra yıpranan taşlar onarılmış.


Onarımlarda gösterilen özen


Ve bizim gösterdiğimiz özen

Yorum yapın