Kapadokya’ya giriş

Herkesin farklı bir Kapadokya tanımı var. Çünkü tanımlamak kolay değil. Bir mimari ya da kültürel benzerlik 200 km ötede de devam edebiliyor. Anadolu bozkırını sevmeye başladıysanız hele, sınırlamak hiç de kolay değil.

Hacı Bektaş Kapadokya’dır demek kolay değil. Ama hem en Kapadokya diyeceğimiz yere yarım saatlik mesafede oluşu hem de böyle bir değerin Kapadokya’ya katabileceklerini düşününce öyledir bence. Kendi güçlü değerinin Kapadokya fikrini ezebileceği gerçeği ile hem de. Kuzeyde böyle bir nokta ile sınırlanırken batıda Ihlara Vadisi ve Güzelyurt sınırı belirliyor. Güneyde Niğde’ye kadar uzanır benim tanımıma göre. Niğde hem Kapadokya hem Toroslardır. Doğu’da ise Kapadokya’nın pek çok konudaki ilham kaynağı olan Erciyes’tir sınır.

Erciyes 4.000 metreye yakın yüksekliği ile Kapadokya’da kafanızı her çevirdiğinizde, çok farklı konumlardan size merhaba der. Eylül’den sonra, Mayıs bazen Haziran’a kadar karlıdır tepeleri. Kuzeyde böyle bir yüksek dağı yok belki ama güneybatısını sınırlayan 3.250 m yüksekliğindeki Hasan Dağı da en az Erciyes kadar ilgiyi hak eder. Belki Kapadokya’yı değil ama onun en güzey uzantısı Niğde’yi güneydoğudan çevreleyen Aladağlar’ı unutmamalı. “Aladağlar nere Kapadokya nere!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Oysa güneydeki -Derinkuyu, Kaymaklı ve Mazı- yeraltı şehirlerinin çevresinden hep kendini gösterir Aladağlar.

Kapadokya benim için çok değerli bir coğrafya. Argos olmasa da çok değerli ama Argos ayrı bir değer katıyor. En azından Argos’a dokunabilmiş herkes için böyle. Argos kendisi ile ilgili yaptıklarıyla bize bunu hissettirirken bir süredir Kapadokya için ne yapılabilir diye de düşünüyor. Arkitera olarak destekliyoruz, bir parçası olmaya çalışıyoruz yapılanların. Şahsi olarak elimden geleni ardıma koymuyorum, elimden daha fazlası gelsin istiyorum hep. Bu ruh hali ve motivasyonla neler yapılabilir diye düşünüyoruz. Belirsiz kalmasın, bu düşünme, tartışma, uygulamaya geçme denemelerinin başat aktörleri Aslı Özbay ve Gökşin Ilıcalı

“Acaba Kapadokya & mekân meselesi için bir web sitesi yapabilir miyiz?” diye düşündük önce. Hatta kapadokya.org.tr domaini alma teşebbüsümüz bile oldu 2013 başında. Böylece bilgi biriktirir ve bunu görünür kılabilirdik… Acaba Uçhisar’da bir ofis mi açmalıyız dedik; Kapadokya Tasarım Merkezi… Meseleyi Kültür Bakanı’na en üstten sahiplendirebilir miyiz diye uğraştık. Aslı Özbay ile yerel seçim öncesinde bölgedeki tüm belediye başkanlarını dolaştık. Asıl büyük sorunlara sahip Uçhisar, Göreme, Ürgüp ve Ortahisar belediye başkanlarını bu büyük sorunları için yarışma yapmaya ikna edemedikse de Avanos Belediyesi ile bir köprü yarışması yaptık. Kapadokya’daki ilk yarışmaydı bu.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı ile Kapadokya’nın sorunlarının benzer yönleri olduğunu düşündük. Odak Alanları Yarışması gibi bir yarışmanın Kapadokya ölçeğinde de yapılması için Nevşehir Valisi’nden randevu istedik. Bir yarışma önerisi geliştirdik, gittik anlattık. Bir kez daha olmadı.

Argos Yapı, kendisinin ve otelin de bulunduğu Uçhisar’ın önemli sorun alanlarından birisi olan Cevizlibağ için durumdan vazife çıkararak çözümler geliştirdi, tasarımlar yaptı. Bunları kamu idarecilerine sundu. Sonuç alınmadı ama bunlar da katedilmesi gereken aşamalardı belki de.

Avanos Köprüsü yarışması ile aynı zamanlarda Nevşehir’in hemen dibindeki Nar kasabasının meydanının düzenlenmesi için bir “charrette” yaptık. 3 mimarlık ofisi bölgeye tasarım taşımak amacıyla bir kez daha Kapadokya’daydı.

2011 yazında ilk kez Bezirhane Buluşmaları’nı düşünmeye başladık. 12 Ocak 2013’teki ilk buluşmada Cami meselesini masaya yatırdık, 9 Şubat 2013’teki ikinci buluşmada kentsel dönüşümü. Bu konuların Kapadokya ile ilgisi yoktu belki ama Bezirhane’yi ve Kapadokya’yı bir düşünce merkezine dönüştürme hayalimizi destekliyordu. Her iki buluşmada da pek çok tasarımcıya daha Argos virüsü bulaştırdık. Bezirhane Buluşmaları’ndan bağımsız olarak bir yapı malzemesi şirketinin mimarları ağırlaması için yine Argos’u seçtik, o vesile ile yine epeyce bir mimar Argos virüsü kaptı. Bu virüs aynı zamanda Kapadokya sevgisi de taşıyordu. Nar’da yaptığımız charette’te, Avanos’taki köprü yarışmasında hep önemli bir destek merkeziydi Argos.

2014 başında Argos’un çoğunluk hisseleri Doğuş Grubu tarafından satın alındı. Gökşin Ilıcalı hala otelin yöneticisi. Bezirhane Buluşmaları da devam ediyor. 2015 başında, kendi aramızda yine “Kapadokya için iyi ne yaparız?” gündemiyle toplandık. Gökşin Ilıcalı’dan “bu defa, sponsora gerek yok; yapalım düşündüğümüz buluşmayı” önerisi geldi. Aslı Özbay’la çalıştık. Yeterince olgunlaştıramadığımızı düşünüp “biz bu sene yapmamanın daha iyi olacağını düşünüyoruz” yorumunu yaptık. “Devam edelim, sonuçta ortaya koyacağımız ürünün niteliği ne olursa olsun” yorumu gelince bu defa sorumluluğumuz daha da artmış olarak yola koyulduk. Bezirhane Buluşmaları 3 ortaya çıkmıştı artık.

Buraya kadar sizi hikâyenin içine sokmaya çalıştım. Buradan sonra ise Kapadokya’yı kendi gözümden daha teknik bir dille aktaracağım.

Kapadokya Haritası

Kapadokya’yı Kapadokya yapan doğal dokunun büyük çoğunluğu Nevşehir’de; Ihlara ve Güzelyurt Aksaray’da; bunların sırtına yaslandığı Hasan Dağı, Niğde ve Aksaray illerinde; bölgeyi Doğu’dan kuşatan Erciyes ve Sultan Sazlığı gibi değerler ile Soğanlı Vadisi Kayseri’de bulunuyor.

Türkiye’nin siyasi haritası Kapadokya için bütüncül bir çare olamıyor yani.

harita

DPT’nin Kalkınma Bakanlığı’na dönüşmesi ile kurulan Kalkınma Ajansları, bildiğimiz il yapılanması ile bölge yapılanması arasında yeni bir ölçek getirerek tanımladı Türkiye’yi. Kapadokya’yı da kapsayan Ahiler Kalkınma Ajansı Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kırşehir ve Kırıkkale’yi kapsıyor.

ajanslar

Bu coğrafi tanım bana göre oldukça sorunlu. Belki de Kapadokya’nın idari sorunlarına bir tür çare olabilecek yeni yapılanma böylece verimsiz bir şekilde kullanılmış oldu. Yine en başa, yerelden gücünü alan bir yapılanma modeli üzerine düşünmeye dönmekten başka çara yok bu boyutta.

Kurumlar

Nevşehir’in Kapadokya’nın büyük bir kısmını kapsadığını düşünerek Nevşehir’deki kamu yapılanmasına bir göz atabiliriz. Alanda fiziksel çevre ile ilgili kurumlar şunlar:

  • Nevşehir Valiliği
    • Çeşitli bakanlıkların il örgütlenmesi
    • Nevşehir İl Özel İdaresi
  • Belediyeler
    • Nevşehir Belediyesi
    • İlçe ve belde belediyeleri
  • KAPHİB (Kapadokya Altyapı Hizmet Birliği)
  • Ahiler Kalkınma Ajansı
  • Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu
  • Nevşehir Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu
  • Göreme Milli Parkı
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
    • Merkez teşkilatı kurumları
    • İl Müdürlüğü
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı
    • Merkez teşkilatı kurumları
    • İl Müdürlüğü

Kapadokya isimli yasal bir kamu yapısı yok esasında. Nevşehir kenti bir büyükşehir de değil. Bu şu demek oluyor. Nevşehir Belediyesi kendi kent merkezi sınırlarından sorumlu. Kapadokya olarak tanımladığımız alanlarda yukarıdaki kurumlardan herhangi birisin yetkisi olabiliyor. Bir ören yerine yapılacak müdahaleyi tüm kurumları atlayarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir müdürlük Ankara’dan, nitelik tartışmalarını atlayarak yapabiliyor mesela.

Sorunlar, çözümler vesaire

Yönetim Koordinasyonu

Yazının buraya kadar ki çeşitli yerlerinde geçti. Kapadokya’nın en önemli sorunu yönetişim. Demokratik ya da anti demokratik; yerel veya merkezi; nitelikli ya da niteliksiz bir kamusal tavırdan bahis mümkün değil. Son derece parçacıl ve darmadağınık bir strateji ile yapılıyor işler. Bu nedenle anlaması zor.

Kapadokya sorunlarına odaklı toplantılarda gündeme gelen konulardan birisi Kapadokya Kanunu’nun çıkarılması… Çözüm olur mu? Bilemiyorum, sanırım olmaz.

Bir diğer öneri bir koordinasyon merkezi kurulması. Bir gereklilik olduğu açık ama böyle bir merkez zaten çıkarılacak bir Kapadokya Kanunu’nun olası sonucu aslında. Çıkarılacak bir kanundan emin olmadığım gibi bu kurumsal yapının da sorunlara çare olacağından emin olamıyorum.

Ulaşım

Bugünlerde büyük kentlerden Kapadokya’ya varmak için 3 seçenek var kabaca. Nevşehir veya Kayseri’ye uçmak ya da Ankara’dan karayolunu kullanmak… Ulaştıktan sonra ise hemen hemen tek gezinme yöntemi otomobil. Turistlerin havalimanlarından otellerine ulaşmaları için kurulu “shuttle” düzeninin yüksek niteliği ve turistlerin vadi gezileri ya da balonlara erişimi için kurulu tur sistemleri turistik ulaşım ihtiyacını karşılıyor. Bana göre bunun (başka meselelerle birlikte) bir sonucu olarak bireysel ulaşımı kolaylaştırıcı bir ulaşım ağı yok Kapadokya’nın.

Kapadokya bir yürüme ve bisiklete binme alanı olarak bilinir ama en merkezi turistik yerler arasında bile ne bisiklet yolu ne de doğru düzgün bir kaldırım ya da araçtan arındırılmış doğal yol bulunmaz.

Otopark alanları tasarlanmamış ve kendiliğinden oluşmuştur. Öyle rahatsız etmeyen, mütevazı otoparklardan bahsetmiyoruz, kimi zaman iyi bir manzara noktası otopark olmuştur, kimi zaman kocaman otopark yüzeyleri oluşturulmuştur bu sorunlu alanlarda.

Balonculuk Kaynaklı Sorunlar

Hiç anlamam ve söz söylemek haddime değil ama bu yazının bir sorumluluğunu Kapadokya’daki sorunları derli toplu aktarmak olarak gördüğüm için atlayamıyorum: Katıldığım toplantılarda balonculuk kaynaklı sorunların Kapadokya’nın ana sorunlarından olduğu hep gündeme gelir. Balonların kalkacağı yerler, balon araçlarının doğaya verdiği zararlar, balon sayısı vesaire hep gündem konusu olur. Bu sorunların çevre ile ilişkisi de kuşkusuz önemli bir konu.

Kurul

Yazının başında kısaca bahsettim. Aslında kurulların eleştirilmesi ve hep gündemde olması Kapadokya’ya özgü bir durum değil. Ülkenin dört bir yanında katıldığım toplantılarda kurullarla ilgili eleştirileri bolca dinliyorum. İlk şunu söylemeli: Kurul, ülkenin doğal, tarihi ve kültürel mirasını korumak için var. Kurulların başımızın üzerinde yeri var.

Bir İskandinav ülkesi değiliz, “herkes sorumluluğunu bilir zaten” ya da “tasarımcıya güvenmek lazım” sözleri ile çalışamayız. Kurul sistemine ihtiyacımız var.

  • Kurul üyelerinin seçilmesinde daha dikkatli ve şeffaf olmak.
  • Kurul çalışmalarının tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik içinde yapılması.
  • Kurulların yetkilerini, mevzuatın kurulun görev ve sorumluluklarını tanımladığı çerçeve dışına çıkmadan kullanması.
  • Daha hızlı ve etkin çalışma.

Yukarıda sıraladıklarımın yerine getirilmemesi sanırım kurula getirilen eleştirilerin özeti. Yavaş davranan, geciken bir kurulu kimse istemez elbette. Çok çalışarak, daha fazla kaynak yaratarak çözmeli kurullar bu sorunu.

Kapadokya’da mimarlık tartışması

“Restoratör / korumacı diye bir mimar tanımlaması olmaz.” Sık duyarız bunu koruma odaklı konuşmalarda. Ben de genel olarak bu görüşe karşı durmuyorum. Ama mesele Kapadokya olunca korunacak katmanlar o kadar farklı boyutlara ulaşıyor ki Aslı Özbay ile sohbetlerimizde biraz dalgayla karışık ilke sözümüz haline gelen “Kapadokya’da mimarlığı lüzumu yok.” Sözü aklıma geliyor. 100 km çapındaki bir alanda birbirinden farklı onlarca yeryüzü oluşumu, vadiler, heykelsi formlar ve bunlara eşlik eden inanılmaz bir tarihi miras var. Yeryüzü şekillerine eşlik eden bitki örtüsünün de korunması önemli kuşkusuz. Ve tüm bunlara eşlik eden insan, sosyal yaşam, etnografik değerler… Korunacak olanları çoğaltmak mümkün.

Diğer yandan Kapadokya turizmle ya da yöresel diğer dinamikleriyle yaşayan bir alan. Bazen gerçek ihtiyaçlar çoğu zaman hızlı para kazanma isteğinin oluşturduğu gelip geçici çözümler Kapadokya’da sürekli bir imar faaliyeti oluşturuyor. Kapadokyalı artık eskiden olduğu gibi köy hayatı da yaşamıyor. Yaşamın değişen ihtiyaçları ve özellikle turizm, geleneksel yaşama alışkanlıklarını tümüyle değiştirmiş durumda. Köylü bir Kapadokya değil turistik bir Kapadokya’dan söz edebiliyoruz. Zaten ülkenin hatta dünyanın tümünde inşaat yapma yöntemleri de değişti. Tüm bunlar bir araya gelince ortaya bugünkü sorunlar ve çözülemeyen ihtiyaçlar belki de hiç dokunulmaması gereken alanlar çıkıyor.

Hiç dokunulmaması gereken alanlar konusuna girdim çünkü mimarlar olarak tartışırken gündeme gelen bir diğer konu da “ya böyle çok güzel zaten, hiçbir şey yapmaya gerek yok, dokunmasa…” oluyor. Bence tam da öyle değil. Kapadokya tadında bir dokunuşu hakediyor. O tadındalık da ancak çok çalışarak elde edilecek. Hızla, tarumar edercesine dokunmakla sorunlarla baş başa bırakmak birbirlerinden çok da farklı sonuçlar doğurmuyor. Gelip gezecek, vadilerde yürüyecek, rehberli rehbersiz gezecek, balona binecek, düşünecek, tartışacak, yapacağız. Olmayacak yeniden yapacağız. Yine geleceğiz. Yer görme yapmadan yapılan yarışmalardaki durumun aksine Kapadokya ile hemhal olacağız. İşte o zaman Kapadokya’da mimarlık konuşabileceğiz…

Kapadokya da Yarışmayla Yap’sın

Zelve girişi, Üç Güzeller, Ürgüp Üzengi Vadisi, Göreme meydanı, Ortahisar meydanı, Cevizlibağ, Uçhisar meydanı ve Uçhisar Kalesi girişi, Ahiler Kalkınma Ajansı binası, Beyderesi ve Kapadokya’nın bütününe odak alanları üzerinden bakmak… Bunca yarışma önerisini geliştirdik ve kamu yöneticilerine sunduk. Hiçbirisi kabul görmedi bugüne kadar. Çalışmaya ve hem yeni öneriler geliştirmeye ve hem de daha önce oluşturduğumuz önerileri geliştirmeye devam edeceğiz kuşkusuz. Etmeliyiz yani, bunun da bir mimarın iyi tasarımı için çok çalışmasından farkı yok çünkü.

Önemli Alanlar

Göreme Açık Hava Müzesi

Bir milyon civarındaki yıllık ziyaretçisiyle Kapadokya’nın en çok, Türkiye’nin üçüncü en çok ziyaretçi sahibi ören yeri. Girişi, yayaların araçlardan indikten sonra ören yerine ulaşması, Göreme ile Açık Hava Müzesi’nin yaya bağlantısı, Ortahisar’dan gelen yol ile ilişkiler (Bu yolun kapatılması Kapadokya gündeminin bir maddesi) Ören Yeri içinde yönlendirmeler, yaya çözümleri vesaire hem tasarımcıların gündemine girmesi gereken konular.

Paşabağları Ören Yeri

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kapadokya’daki ören yerlerine ilk ciddi müdahalesi denebilir. Gül Güven Mimarlık tarafından 10 yıl önce yapılan tasarım 3 revizyonla bugüne gelmiş. Bugün artık binalar tamamlanmış durumda ve yakında açılacak.

Kapadokya’daki tüm ören yerleri gibi Paşabağları da turizmin kötü sonucu olan satış barakalarından nasibini almış bir yer. Ören yerinin tam ortasından geçen yolun iki yanı çeşitli barakalarla dolu. Bakanlığın yeni uygulaması yolu ve bu barakaları ören yerinin dışına taşımayı amaçlayarak yapılmış. Uygulanan tasarımın diline ilişkin tartışmayı yapmak hiç de kolay değil. Gündem maddelerimizden birisi doğal olarak Paşabağları yani.

Zelve Ören Yeri Girişi

Dervent Vadisi ya da Paşabağları yönünden gelerek ulaşılan bu vadi çok yakın zamana kadar içinde yaşanan bir alanmış. Bugünlerde Kapadokya’nın en çok ziyaretçi alan 4. ören yeri. Girişindeki barakaları ve kocaman otopark yüzeyi ile tasarımcılara göz kırpıyor.

Cevizlibağ

Uçhisar Kalesi’nin eteklerinden başlayarak kuzeye doğru devam eden bir vadiye dik olarak geçen Nevşehir – Göreme yolunun etrafına barakaların dizilmesiyle oluşan bir yer. Aslında bu yer barakalar ve hatta yoldan önce çok daha kıymetli. Buradan irili ufaklı peri bacaları arasından Uçhisar Kalesi’nin görünüşü çok etkileyici çünkü. Yol üzeri olması barakaları mıknatıs gibi çekmiş, mıknatıs etkisi halen de devam ediyor yani yenileri de ekleniyor süreç içinde… Elbette tümü kaçak. Kurul tümünün yıkılmasını istiyor. Yıkması gereken belediye ise yıkmıyor. Yıkım kolay değil, her baraka bir aileye bakıyor öte yandan her baraka belki onlarca oy demek. Yerin kendi dinamikleri eğer bir tasarım müdahalesi yapılmazsa kendini yok etmeye doğru gidiyor.

Uçhisar Meydanı ve Kalesi

Uçhisar’ın Argos’un da içinde bulunduğu alanlardaki yerleşimleri boşaltıldıktan sonra, düzlükte yeni bir Uçhisar kuruluyor. Eski ve yeni Uçhisar’ın tam da orta yerinde ise Uçhisar Meydanı var. Uçhisar Meydanı ile Uçhisar Kalesi’nin girişi birbirine girift yollarla bağlı. Uçhisar Kalesi’ne biletle giriliyor ve yukarıya çıktıktan sonra neredeyse tüm Kapadokya’nın görülebileceği nadir yerlerden, belki de tek yer. Kalenin girişi ve meydan tasarla beni diye çığlık atıyor adeta. Tasarım & mimarlık deyince düşünce olarak en yakın olduğumuz kişiler dahi yanlış algılayabiliyor. İlla da kendini gösteren bağıran büyük, müdahaleler içeren çözümler değil ihtiyaç. Alçakgönüllü, yerin Kapadokya’da olduğunun bilincinde olan bir tavırla yapılacak müdahaleyi bekler gibi Uçhisar.

Uçhisar Göreme Yolu

Önceleri Panorama tepesi diyordum ben de, buralara. Ama git gel, o yolda bir yürü, bir daha yürü derken bakışım değişti. Bence tüm yol bir tasarım problemi. Yaya konforunun iyileştirilmesi; bisiklete binmenin olanaklı hale gelmesi; yoldan vadilere erişim; iletişim araçlarının tasarlanması; manzara noktalarında yapılacak müdahaleler, buralardaki satış dükkânları, yeme içme mekânlarının ele alınması, bu yerlerin otoparkları, duraklar vesaire. Üzerine düşündükçe ne çok şey geliyor insanın aklına.

Göreme Meydanı

3-4 sene kadar önce Göreme Belediyesi Uçhisar – Avanos yolunu –ki bu yol tam Göreme’nin ortasından geçiyor- düzenledi. Kendi olanakları ile yaptı bu düzenlemeyi. Belediyenin de bu düzenlemede görev alan teknik personeli de Başkan’ın da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığı konusunda bir kuşkum yok. Ama olmadı. Belediyeler kendileri düzenlemeler yapmamalı. Tasarım ihtiyaçlarını mimarlık kamuoyunun dikkatine sunmalılar.

Göreme meydanı, bahsi geçen yolun yeniden ele alınması; Göreme Otogarı’nın düzenlenmesi; merkezdeki otopark, yaya ve bisiklet hareketinin düzenlenmesi; Kapadokya’nın merkezi sayılabilecek Göreme merkezinin bir çekim noktası haline gelmesi gibi tasarım sorunlarını çözmek amacıyla mutlaka tasarlanmalı. Bu tasarımın elde edilmesi için en doğru yöntem de hiç kuşkusuz yarışma.

Ortahisar Meydanı, Ortahisar Bakı Noktası, Mustafapaşa, Mazı, Derinkuyu derken bu liste sayfalarca uzar gider. Bu daha başlangıç (web sitesi) diyerek şimdilik burada notayı koyuyorum.

Yorum yapın