Yarışma Gündemleri Hakkında Genel Bir Derleme

Yarışmalar söz konusu olduğunda genelde benzer konular gündeme geliyor. Bu konulardaki görüşleri bir başlık altında toplamakta fayda var düşüncesiyle yazıyı kaleme alıyorum. Katkılara açık, yorum bölümüne yazılacaklarla güncellenmemesi için bir neden yok.

Yarışma Nedir?

Etimolojik tartışmaya girmeye gerek yok, elbette özel sektörün düzenlediği, kimi zaman ödülü ve jürisi bile olmayan proje elde etme yöntemleri de yarışma. TOKİ’nin 7 İklim 7 Bölge Yarışması ve Çamlıca Camisi Yarışması gibi ciddi arızalı ya da Elazığ Belediyesi’nin ödülleri vermeyen çalışması da yarışma. Bunlardan bazılarına korsan bazılarına arızalı yarışma diyebiliriz ama hepsi yarışma. ,

Bir grup mimar “eğer bir yönetmeliğe tabi (KİK, MO, TSMD yönetmeliklerinden birisini kastederek) ise yarışmadır” diyor. Ama mesela Mimarlar Odası TSMD’nin yönetmeliğini kabul etmiyor. Kamu da Mimarlar Odası’nın yönetmeliğini kabul etmiyor oysa ki.

Kapsayıcı ve mimarlık ortamına yararlı olacak amacımız sorunlu bulduklarımıza yarışma demeyerek, yarışma alanını o yarışmalardan korumak olamaz. Bir tasarım sorunu için iki ve daha fazla tasarımcıdan öneri alınıyorsa bu yarışmadır ve yarışmanın da kuralları olur diyerek yola koyulmalıyız.

​Ön Seçmeli Yarışma

Ön seçmeli yarışma tüm kamu kurumlarının uymak zorunda olduğu yönetmelikte tanımlanmış olan bir yarışma türü. “Bu yarışma türünü yarışma kabul etmiyoruz” diyenlerin “Anayasayı kabul etmiyoruz” (Mimarlar Odası yöneticilerinin bazıları) diyenlerden öz olarak pek farkları yok.

Ön seçim modeli geliştirmemiz gereken bir yarışma türü. Özellikle portfolyoların seçimi aşamasında başvuruda bulunup seçilmeyenlerin itirazı yükseliyor. Ön seçim aşamasında seçim oldukça titiz ve ayrıntılı çalışmalarla yapılıyor ancak bugüne kadar alınmayan bir önlem nedeniyle ön seçimdeki kritik bir sorunu aşamadık. Kişisel önerim şöyle:

  • Yarışmacıların ön seçime başvuru yaparken, yarışma şartlarını kabul ettikleri belgede bir düzenleme yapılmalı. Bu düzenleme yarışmacı ekibin yarışmacı olarak başvurarak, tüm ekibin isimlerinin açık olarak ilan edilmesini kabul ettiği beyanını içermeli. Böylece idare ön seçim için başvuru yapan tüm yarışmacıları açıklayabilir hale geliyor.
  • Jüri üyeleri ön seçime yapılan başvuruları zaten tıpkı projeleri eledikleri gibi eliyorlar. Bu öneriye göre projelerde olduğunun tam tersi bir çalışma yöntemi ile jüri üyeleri rumuz sahibi olacaklar yani isimleri bilinmeyecek ve yarışmacı ekiplerin isimleri ise açık olarak görülecek. Elbette hangi jüri üyesinin hangi rumuza sahip olduğu, idarenin arşivleri ve ileride doğabilecek hukuki sorunlar için imzalanarak tutanaklar arasında yerini alacak.
  • Böylece ön seçim sonuçlandığında kimler hangi turda elendi, kimler o turları geçti görülebilecek. Ön seçim çalışması için ayrıntılı bir rapor yazılabilecek.

Bu ön seçimli yarışmaların portfolyo aşamasındaki sıkıntıların bir kısmını çözebilecek bir öneri. Ancak ön seçime başvurarak seçilmeyen ekiplerin itirazları hiçbir zaman azalmayacak. “Beni seçtiğiniz sürece ön seçimli yarışmanın mantığı kötü değil.” diye espri yapan ya da ön seçime başvurup seçilmediğinde “bu yarışmayı iptal edip açık yarışma açmalısınız” diyen mimarın duruşu aslında her şeyi aktarıyor.

Öte yandan işin özünü tartışmadan bu teknik ayrıntılara neden girdik ki dediğinizi duyar gibiyim. Özü oldukça basit çünkü: Ortamın çok sayıda yarışmayı açık yarışma olarak taşıması olanaksız. Ya yarışma dünyamızı böyle kısır haliyle (Tüm ülke ve mimarlık alanı da öyle nasılsa, bir yanından haklısınız.) bırakacağız ya da gerekli müdahaleleri yaparak daha zengin, daha nitelikli, daha uygulamaya dönük olarak yarışmaların sayısını artıracak önlemleri alacağız.

Yer Görme

“Bu yarışmada yer görmek zorunlu değildir ama jüri yer görmeyi tavsiye etmektedir.” hızını alamayan bir jürinin şartnamesinde “şiddetle tavsiye etmektedir” gördüğümü de hatırlıyorum. Yarışma şartnameleri jürilerin yarışmacı ile kelime vurguları ile iletişime geçebilecekleri ortamlar değil. Tavsiye etmek de, şiddetle tavsiye etmek de şartnamede gereksiz fazlalık yaratıyor o kadar. Ne şiddetle ettiği için ne de tavsiyede bulunduğu için kimse gidip yerini görmüyor biliyoruz ki.

Öte yandan yer görmeden yarışma yapılacağını düşünenlerden değilim. Ama bunun zorla yapılan kısmının yeterince özenli yapılmadığını da biliyorum. Açık yarışmaların sorunları büyük, kaba kitleler haline getirmesinin sonuçları böyle böyle görünüyor işte. Düşünsenize 250 teslim olan bir projede yer görme hakkı ile nasıl yapılabilir, nasıl kontrol edilir…

İki Kademeli

Özellikle son yıllarda iki kademeli yarışmalar jüriler tarafından ön seçmeli yarışma yerine gündeme taşınıyor. Ne yazık ki iki kademeli yarışmanın ön seçimli yarışmaların çözdüğü sorunlara çare olmak gibi bir özelliği yok. Ön seçimli yarışmanın tek özelliği belli bir aşamadan sonra yarışmacıyı daha ayrıntılı çalışmaya teşvik edecek garantiyi vermesi değil. Ön seçim aynı zamanda yarışma açılmadan bazı işbirlikleri yapılmasını da sağlıyor, tasarımcı ekipler portfolyo hazırlama aşamasında başka bir aşamada çalışma daha yapıyorlar. İki kademeli de böyle bir işbirliği zeminine teşvik söz konusu değil.

İki kademeli yarışmaların temel sorunlarından birisi yarışmanın iki kademesi arasında istenenlerin, sebebini anlamadığım ve bilemediğim bir şekilde geliştirilemiyor olması. Çarpıcı bir şekilde çoğu iki kademeli yarışmada, yarışmacının ilk kademede teslim ettiği ile ikinci kademede teslim ettiği ölçek farkından ibaret oluyor.

Eşdeğer Ödül

Son dönemde eşdeğer ödüllü yarışmaların sayısında artış var. Eşdeğer ödül, bence de yarışma sistemimiz içinde bulunması gereken, geliştirmemiz gereken bir mekanizma. Ancak jürilerin ve hatta jürilerden önce yarışma ve mimarlık ortamının eşdeğer ödül müessesesini biraz tartışmasında fayda var.

Eşdeğer ödül herhangi bir durumda işin verilme şeklinden bağımsız olarak düşünülemez, düşünülmemeli. Hele de söz konusu olan bir fikir projesi değilse ve uygulamaya dönük bir proje ise eşdeğer ödül ile işin verilme şekli mutlaka birbiri ile bağlantılı olmalı. Eşdeğer ödüllerden hangisi ile nasıl uygulamaya gidileceği jüri tarafından yarışma açılmadan kesin hatları ile tanımlanmalı, sırf yarışma açılsın diye bu konu açıkta kalmamalı. “En azından yarışma açılsın” söylemi unutularak, doğru olanı yapmaya çalışmalı jüriler.

Eşdeğer ödüllü bir yarışmada ödül sahiplerinden herhangi birisi idare ile ücret üzerinden anlaşma yapamamalı. Proje bedeli, uygulanacak olan tasarımın belirlenmesinde bir gündem maddesi olmamalı. Eşdeğer ödüllü yarışma açacak jüriler idareler ile bu konuları ayrıntılı bir şekilde görüşmüş olmalı ve bu görüşmelerin çıktısı da zaten yarışma şartnamesinde hiçbir kuşkuya yer vermeden okunabiliyor olmalı.

Yarışmacılar da eşdeğer ödüllü yarışmalara daha bir temkinli yaklaşarak jüri bir hata yaptıysa gerekiyorsa katılmamayı bilmeli. Yarışma mekanizması hem jüri çalışmaları aşamasında hem de katılım aşamasında korunabilir.

İşin Verilme Şekli

Yarışma şartnamelerinde gençlerin neredeyse hiç bakmadıkları, tecrübeli yarışmacıların ise ilk olarak göz attıkları madde. Yarışmalar mekanizmasının sürdürülebilir olması için üzerinde sıkı bir şekilde durmamız gereken madde.

Bir yapının yarışmayla projelendirilmesi sürecinde çok kabaca üç kademe bütçe üzerine kafa yormak gerektiğinden söz edilebilir: Yarışma bütçesi, yarışma sonrası projelendirme ve PİD hazırlığı ve nihai olarak da yapının toplam bütçesi. Bu kademelerden ortada yer alan ve yarışma şartnamelerinde işin verilme şekli olarak gördüğünüz maddeye gereken önem verilmiyor.

Bir yarışma açılmadan önce işin verilme şekli yarışmanın açılması aşamasında idare ile ayrıntılı bir şekilde görüşülmüş olmalı. Bu madde yarışma şartnamelerine kerhen giren bir madde olmaktan çıkmalı. Aslında vurguladığım bu konuyu uygulamaya geçirmek oldukça kolay. İdarelerle yarışma açılması aşamasında görüşenler işin verilme şeklini, yarışmanın ödülleri ya da zamanlaması kadar önemli bir madde olarak idare ile tartışmalı. Bu tartışma olgunlaştırılarak şartnameye işin verilme şekli olarak girmeli.

Ödül Vermeme

Bazen yarışma şartnamelerinde olan ödüller verilmiyor. Geçtiğimiz bir iki yıl içinde hatırladığım kadarıyla Elazığ ve TOKİ yarışmalarında ödüller verilmedi. Bu mesele yeni değil, eskiden de benzer davranan jüri ve idareler oldu.

Tüm kamu kurumlarının uymakla zorunlu olduğu Yarışmalar Yönetmeliği’nin 31. maddesi şu ibareyi içerir “Jüri şartnamede öngörülen ödül ve mansiyonları vermek zorundadır.” Bu ibare bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ödül vermeyen idare ve/veya jürinin yasalara aykırı davrandığının altını çiziyor.

Örnek üzerinden devam edelim: Yukarıdaki örneklerden TOKİ Yarışması, TOKİ’nin ana ortağı olduğu Emlak Konut AŞ eliyle, Kamu İhale Kanunu hükümleri bypass edilerek açılan bir yarışma idi. Öyle olduğu için de Yarışmalar Yönetmeliği hükümleri geçerli değildi. Yarışma sonunda yine yanlış hatırlamıyorsam 3 ya da 4 ödül verilmedi. İşte tam burada ödülleri vermeyen idare değil yönetmeliğe tabi olmayan yarışmalara geçen bir sorumluluk var. Jüri yapısından, ilan edilen şartnamenin niteliğinden belli olan gidişat, olağan olarak ödüllerin verilmemesi ile sonlandı. Burada yarışma ortamına zarar veren bu yarışmaya bile bile katılmış olan yarışmacılardır. Elazığ Yarışması’nda ise yarışma yönetmeliğe göre açıldığı halde ödüller verilmedi. Burada jüri ve idare yasalara aykırı davranmış oldu. Yarışmaya katılanlar taraf olarak yarışmanın iptali için dava açabilirler. Ama açsalar ne olacak.

TOKİ Yarışması’na katılanların Mimarlar Odası’ndan hiçbir beklenti içine (ödüllerin ödenmemesi ile ilgili şikayet vb.) girmemesi gerek, hatta düzgün çalışan bir Mimarlar Odası’nın esasında bu yarışmayla ilgili katılmayın uyarısı yaptığı için katılan üyelerine bir yaptırımı olması gerek. Oysa Elazığ Yarışması’nda Mimarlar Odası’nın kamu, meslek ve yarışmaları korumak için hem yarışmanın iptali hem de zarar gören mimarların zararlarının karşılanması için bir tazminat davası açması gerekirdi.

Tabii bu tanım düzgün çalışan Mimarlar Odası için geçerli. Hiç zaman kaybetmeden geçiyoruz burasını.

Bölgesel Yarışma

Bölgesel yarışma zaman zaman idarelerce istenen bir yarışma türü. Öte yandan ne yazık ki İstanbul, Ankara ve İzmir dışında bölgesel yarışmayı taşıyabilecek kent yok. Belki biraz Antalya…

Bölgesel yarışma kuşkusuz gerekli. Türkiye’nin fiziksel çevresinde bir iyileşme hedefleniyorsa bu sadece ana merkezler için değil en ücra köşeler için de düşünülmeli kuşkusuz. Kuşkusuz tasarımlar merkezi olmamalı, çevreden, en küçük kentten bile tasarımcı çıkarmalıyız. Bunlar doğru tanımları. Ama bir de ülke geçekleri var, ona gelelim.

Bugün yarışmalarda ödül alan projelerin tasarımcılarının neredeyse tamamı İstanbul, Ankara ve İzmir’den. Genellikle hep hızlı sonuç almak istiyoruz, oysa bir bölgesel yarışma için yarışmacı ve jüri üyesi gerekli öncelikle. Yarışmacıların oluşumu için tek yapılacak bol sayıda yarışma açmak ve üç büyük kent dışındaki tasarımcıları yarışmalara katılmak konusunda teşvik etmek. (Elbette sadece teşvikle olmayacağı, güncel sorunlar, kültürel çevre gibi girdileri olduğu malum.) Üç büyük kent dışında açılan yarışmalarda jüride bölgesel isimleri de bulundurmak, henüz yetişmiş jüri üyesi yoksa yedek üye olarak yazmayı unutmamak.

Öte yandan yönetmeliğimizde bazı düzenlemeler gerekli olduğu da açık. Karma yarışmalara ihtiyacımız var. Mesela bir kentteki bir ön seçmeli yarışmayı “4 bölgesel 4 de Türkiye ölçeğinden yarışmacı seçilecektir.” ilanı ile açabilmeliyiz.

Bu başlıkların her birisi kendisi hakkında bir yazı yazacak kadar dolu alanlar, bu nedenle daha fazla uzatmadan Bölgesel Yarışma meselesini de kapatıyorum.

Zarfların Açılması ve Yarışma Sonuçlarının İlanı

Yarışma sonuçlarının ilan edilmesi ile ilgili genel bir sorun yaşanıyor. Oysa yapılması gereken oldukça basit.

Bazı jüriler raporu imzalamadan, bazen hiç kaleme almadan, bazen “biz görev bölümü yaptık, döndükten sonra bitireceğiz” diyerek zarfları açıyorlar. Raporların imzalanmadan zarfların açılması açık bir şekilde yasalara aykırı. Yönetmeliğin 32. maddesi “jüri raporu tanzim edilerek imza edildikten sonra bu eserlerin kimlik zarfları açılır” diyor. Yani imzalamadan zarfların açılması mümkün değil. Sadece yazmak değil, döndükten sonra yazmak hiç değil. Zarfları açmadan önce raporun imzalanmış olması. Bunu hep aklımızda tutalım.

Rapor imzalandıktan sonra idarenin web sitesinde ya da resmi sosyal medya hesaplarında (ya da her neredeyse) yayınlanmak üzere bir basın bülteni hazırlanır. İdare, bu bülteni web sitesine girdiği anda jüri kazananları arar. Bugünlerdeki uygulamaların bazılarında kazananlar telefonla aranıyor ve bazen “aman ha kimseye söyleme” falan deniyor. İki kişinin bildiği sır değil söylemi ile kazananlar yayılıyor. Kazanamayan ya da haber alamayan başlıyor endişelenmeye.

Bu basit konuyu uzatmadan çözmek lazım: 1- Rapor imzalamadan zarf açmak yok. 2- Web sitesine basın bültenini koymadan kazananları aramak yok.

Fikir Projesi Yarışması

Yönetmelik, yarışma türlerini tanımladığı 7. maddesinde şöyle diyor:

Fikir yarışmaları: Sorun çözmeye yönelik yenilikçi buluşlar, yöntemler, yeni araştırma, planlama, tasarım yaklaşımlarını özendirmek amacı ile mühendislik, mimarlık, şehir ve bölge planlama, peyzaj mimarlığı ve kentsel tasarım alanlarında, daha sonraki plan ve proje kademelerine temel olacak fikir, kavram ve yaklaşımların ortaya konulması, temel veri ve programların belirlenmesi amacı ile açılan yarışmalardır. Bu yarışmalar, daha sonra açılacak başka bir yarışmaya veya uygulamaya yönelik plan, proje çalışmalarına hazırlık niteliğinde de olabilir.

Pratikte ise idareler ve fikir yarışmasını tuhaf bir şekilde üretime yönelik projeler için kullanıyorlar. Bu açık yönetmelik hatası şu nedenlerle yapılıyor olabilir:

  • İşin verilme şeklinde rahat olmak, 1. Ödül’e işi vermemek.
  • Mimarlar Odası’ndan jüri üyesi istememek.
  • Jüri yapısını rahatça oluşturmak.

Bu başlık altında Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nin koordinasyonu ile açılan yarışmalar ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor. Oda’nın koordine ettiği yarışmalarda çok daha titiz olması gerek, elinden geldiğince mükemmel açılmalı yarışmalar. Oysa son dönemde Antalya’dan çıkan yarışmaların tümü fikir yarışması. Mesele Oda Yarışmalar komitesi ile iletişim kurmamak, üye istememek olabilir. Benim aklıma gelen başka bir konu yok ne yazık ki.

Odalarla İlişkiler

Yarışmalar Yönetmeliği jüri üyelerinin belirlenmesi aşamasında Odalarla bir işbirliği oluşturulmasını zorunlu kılıyor. Buna göre bir disipline ait (mimarlık, peyzaj, şehir planlama) yarışmada 5 kişilik jürilerde 1 kişi, 7 kişilik jürilerde 2 kişi ilgili odanın göndereceği iki katı sayıdaki isimden seçilmek zorunda.

Önce şunu hemen söyleyelim hiçbir oda bu konuda yeterince nitelikli çalışmıyor.

Şehir Plancıları Odası ve Peyzaj Mimarları Odası, bu odalardan istenen jüri üyesi sayısı yılda bir elin parmağını bile geçmediği için konuya zaten oldukça amatörce yaklaşıyor. İki katı üye göndermeleri gerektiği halde, sadece istenen kadar gönderebiliyorlar, zamanlama konusunda büyük sıkıntılar oluyor, yazışmalar sıkıntılı vesaire.

Mimarlar Odası konuya tüm odalar içinde en profesyonelce yaklaşan kurum. Ama yeterince değil. Zamanlama her zaman bir problem, gönderilen üyelerin niteliğini kestirmek mümkün değil, kimi zaman oldukça nitelikli ve konu için uygun isimler gönderilirken kimi zaman ise yarışma konusu ile hiç ilgisi olmadığı halde sırf mevcut Oda yönetimi ile yakın ilişki içindeki (Bazen yönetim kurulu üyesi vesaire.) isimlerin gönderilmesinde hiçbir sakınca görülmüyor.