Meslek Körlüğü

  • Türkiye’de bir yılda bilmem kaç on bin tane bina yapılıyor. Bu binalar bir şekilde projelendiriliyor. Yarışmayla projelendirilenlerin sayısı yılda 9. Geçtiğimiz yıl yarışmayla projelendirilen yapılardan inşaatı tamamlanan 2 bina var.
  • Kamu; Çamlıca Camisi, TOKİ ya da Sahabiye’de olduğu gibi akla ziyan yarışmalar açabiliyor.
  • Büyük mimarlık ofisleri; jürileri belirsiz, ödemesi keyfe keder yapılan oldukça kötü zeminde düzenlenen özel sektör yarışmalarına katılıyor.
  • İhalelerde; tanıdık bildik, serbest mimarlar derneklerinin üyesi de olabilen isimler %50-60 kırım yaparak iş alabiliyor.
  • Mimarlar Odası; bırakalım yarışmalarda aktif olarak motive edici, düzenleyici bir rol oynamayı, kendi açtığı yarışmalarda dahi sürekli sorun yaratıyor.
  • Mimarlar, bedelini almadan proje çizebiliyor.
  • Kamu idareleri, bedelsiz ve yönetmeliksiz yarışma açabiliyor… Açan açar elbette, lakin bu yarışmalara mimarlar katılıyor.

Yarışma alanının olmaktan çok mimarlık alanının genel sorunları sayılabilecek yukarıdaki liste uzatılabilir. Ama daha önemlisi yukarıdaki tespitlerin aslında burada sıralanmasına ihtiyaç yok. Bunları mimarlık ortamındaki herkes biliyor. Her an akılda, her an önümüzde. Nitelikli üretim yapmak isteyen pek çok mimarın gündeminde, belki her gün bir ikili konuşmaya konu…

Geçtiğimiz cumartesi yapılan Yarışmayla Yapanlar Buluşuyor 2015’in kapanış forumunda pek çok konu masaya yatırıldı. Yöneticiliğini yaptığım forum yaklaşık 4 saat sürdü. Kötü bir yönetim yaptığımdan pek kuşkum yok. Yeterince hazırlanmamış olmak sanırım bunun temel nedeni. Bu kısa özeleştiriyi en başta yapmak doğru olur.

Yarışmalarla ilgili benzer tartışmaların altıncısının içinde bulundum. Her sene aynı konular ve sorunlar etrafında dolaşıp pek de ilerleyemediğimizi düşündüğüm eski etkinliklerden farklı olarak, daha somut sonuçlar üretilmesini beklediğim bir tartışma daha –benim için- hüsranla sona erdi.

Daha tartışmanın başında daha fazla yarışma açılmasının gerekliliği konusunda bile uzlaşamadı salonda bulunanlar. Bir mimarlık ortamının yukarıda çizdiğim tablosuna bakıyorum bir de daha fazla yarışma açılıp açılmamasının gerekliliği tartışmasına… Acaba diyorum zamanımı boşa mı harcıyorum? Çok ciddi olarak acaba bu sevdadan vaz mı geçmek lazım?

“Bütün kamu yapıları yarışmayla yapılamaz.” Zaten “tüm kamu yapıları yarışmayla projelendirilsin” sadece bir slogan. Keşke yapılsa bu arada. Bugün devletin yönetiminde bu kararı alabilecek pozisyonda olsam, bir an bile duraksamadan kararı alırdım.

Jüri bulabilecek miyiz? Yarışmacılar yeterli nitelikte üretim yapabilecekler mi? Vesaire… Bu yazıda her soruda en yukarıdaki mimarlık ortamı tablosu gözümüzün önüne gelsin… İhale ile projelendirilen yapıları da birileri çiziyor değil mi! Elbette yarışmayla elde edilenler için de jüri de yarışmacı da bulunur.

İhale bir yapıyı en ucuza projelendirecek olana yaptırmanın yolu, yarışma en iyi projelendirene yaptırmanın yolu. Bir yapının toplam maliyeti içinde proje %3. İhale ile %50 kırım bile olsa kamunun karı toplam inşaat maliyeti içinde %1,5. Oysa projelerde yapılan hatalarda ne %50’ler kaybediyoruz. Kısa ömürlü, niteliksiz mimarlık ürünleri ortaya çıkardığımız için ne bütçeler kaybediyoruz. Ne kötü binalarda yaşıyoruz.

Bunu burada açıklamak çok garip geliyor bana. Yine düşünüyorum, acaba asıl kaybeden bu işe zamanını ayıran ben miyim?

“Yarışmalar iş almak için bir yöntem olamaz.” Benim bildiğim anlamda yarışmayı savunan kimse yarışmayla yapalım da iş kapalım mantığında değil. Bu söylem nasıl oluyor da ortaya saçılıyor akıl alır gibi değil… Lakin öte yandan yarışmalar tam da iş almak, iş vermek için en doğru yöntem. Anlattım bir önceki paragrafta, yarışmayla bir işi en iyi yapana verebilirsiniz.

Yarışmanın ve yarışmacının niteliğini nasıl iyileştirebileceğiz sorusu bir diğer gündem maddesiydi. Bununla bağlantılı olarak yarışmacıların ister yarışmayla ister başka bir yöntemle olsun, projelendirmeye gereken emeği vermedikleri, gerekli zamanı harcamadıkları söylendi. Yarışma projesinin ve o proje sonunda elde edilen yapının nihai niteliğini direkt olarak etkilediğinin altı çizildi. Bununla da bağlantılı olarak yarışmayla elde edilen yapıların niteliğindeki sorunlar belirtildi. Bu sorunların da yeni yarışmaların açılmasında engel olabileceği, yani aslında sürecin bir döngü olarak birbirine bağlantısından bahsedildi. Yine yukarıdaki tabloyu hatırlayalım, kaç yarışma var ki örnekleme yapabileceğiz! Yüzlerce olsa ne olacağını hiç kimse bilmiyor… Yine mi zaman kaybediyor, patinaj yapıyoruz diye düşünmeden kendimi alamıyorum.

“Yarışmalar bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor.” Geriliyorum, ama anlatmaya devam etmek zorundayım: AK Saray binası ne yarışmayla yapıldı, ne de mimarlık ortamında meşrulaştı. Çamlıca Camisi Yarışması -son derece arızalı da olsa- bir yarışmayla yapıldı ve mimarlık ortamında zerre kadar meşrulaşmadı yine. Çamlıca Camisi Yarışması nitelikli bir yarışmayla yapılsa mimarlık ortamında meşrulaşır mıydı?

Tam da burada yarışmayı bir sonuç ürün olarak görme hatasına düşüldüğünü açabiliriz. Çamlıca Camisi Yarışması’nın mevcut yerinde nitelikli bir şekilde açılması için yarışma ortamından jüri üyelerine ihtiyaç duyulurdu. Arızalı süreçte iyi bir jüri ve sonuç olarak güven veren bir şartname oluşturmak zaten mümkün olmayacaktı. Yarışma aynı zamanda bir süreçtir. Bu süreç Türkiye’de başka hiçbir örneğini görmediğim bir sivilleşme alanı yaratır. Kamu adına hareket edebilen ama kamudan tümüyle bağımsız bir kurum, o kamu kurumunun görevlileriyle sorunu olgunlaştırır. Bu o kadar önemli bir nimettir ki. Ama kıymetini bilene elbette…

Hayır, yarışma hiçbir şeyi meşrulaştırmaz. Meşrulaşacağı varsa, zaten su yolunu bulur. Yarışma konusu, yarışmanın yeri, ihtiyaç programı yoğunluğu arızalıysa da yarışmayla ya da yarışmasız bir sorun oluşacaksa oluşur.

Etkinliğin bir diğer gündem maddesi ön seçimli yarışmalardı. İnternetteki tartışmalarda daha önce de hissettiğim “ön seçimli yarışmalar aracılığıyla genç mimarların önüne set çekilmek isteniyor / çekilebilir” algısı bu tartışmanın belirleyicisi oldu.

Esasında içinde bulunduğumuz acıklı durumu en iyi, ön seçimli yarışma tartışmaları açıldığında “ön seçim emek hırsızlığıdır” sözü anlatıyor… Yukarıdaki tabloyu yine gözümüzün önüne getirelim. Genç mimarların jürisiz, yönetmeliksiz ve bedelsiz çizdikleri yarışmaları hatırlayalım. %50 kırımla alınan ihale sonrası mimarın asgariden ödenene SGK’sını düşünelim. Mimarazzi’yi hatırlayalım bir an. Mimarlarla idareler arasındaki ancak vıcık vıcık kelimesi ile ifade edilebilecek ilişkileri gözümüzün önüne götürelim.

Sonra da bir yılda açılan 9 yarışma ve bunların içinde ön seçimli olarak açılan bir iki yarışmayı hatırlayalım… Yahu ben deli miyim bu mantıksız tespitlerle muhatabım, bu işe zaman harcamak, ihtirasla bağlanmak için deli olmak lazım kesinlikle diye düşünüyorum yine…

İş almak için gereken iletişim ağına sahip olmayan bir mimarın kendisini var etmek için tek şansı yarışma. Bu konuda soru işareti yok. Zaten bu nedenle de yarışmaları savunmuyor muyuz? Yarışmaların sayısını ve çeşitliliğini artırmak şart, bu konuda da kolay hemfikir oluyoruz sanırım.

Hep nitelik konuştuk. Haydi, bir de şuradan bakalım: Ortalama bir yarışma için 3 kişinin bir buçuk iki ay çalışması gerekir. Bunun toplamda 950 saat olduğunu ve bir mimarın saatinin 30 TL olduğunu düşünecek olursak bir yarışma için harcanan yaklaşık 40.000 TL’den bahsediyoruz.

“Zaman da karar da benim” hayır, o iş o kadar basit değil. Hani sorunumuz nitelikti, zaman ayırmadan nitelik nasıl elde edilecek? Nitelikli olmayan yarışma sürecinden nasıl nitelikli bina çıkacak da kamu yeniden yarışma açmak için ikna olacak… Bazen tam da “benim kararım” dediğimiz noktada aslında aldığımız kararlarla tüm ortamı ilgilendiren sonuçlar doğuruyoruz.

Öte yanda bir diğer yanlış algı Yarışmayla Yap’ın yani bizim duruşumuzla ilgili: “Yarışmayla Yap sadece ön seçimli yarışmayı savunuyor.” Çok defa söylendi, yeniden yazmakta bir beis görmüyorum: Ortamda açılan yarışma sayısını artırmak ve açılan yarışmaların, yarışma sonrası süreçleri ile yapıya dönüşmelerinin takip edilmesi lazım. Yarışmayla Yap olarak birinci söylemimiz bu. Daha fazla yarışma açılması gerektiği gibi daha çeşitli yarışmalar da açılmalı. Her şeyden önemlisi açık yarışmaların ne olursa olsun, genç mimarların var olabilmesi için bazı özel durumdaki tasarım ihtiyaçları için var olmaya devam etmesi lazım. Yarışmayla Yap olarak, açılan açık yarışma sayısının da artması için çalışıyoruz. Bu kadar basit bir konunun aylardır zihinlerde çözülememiş olması bana yine aynı soruları sordurtuyor. Zamanımı boşa mı harcıyorum acaba!

Bir diğer ilginç söylem “sizin gizli bir ajandanız var, bizi oraya yönlendirmek istiyorsunuz.” Toplantıda da söylediğim gizli ajandamı buradan da ilan ediyorum: Daha fazla yarışma açılmasını sağlayarak hem etkinliğe hem de bu yazıya konu sorunların üstesinden gelebiliriz. Aslında tüm forum boyunca tartışmayı verimli kılarak bunu sağlamak gibi gizli bir ajandam vardı ama girişte de belirttiğim gibi başaramadım, hüsrana uğradım…

Bir yarışmacılar buluşması da aynı şekilde sona erdi. 2016’da buna benzer bir buluşma yapmanın hiçbir gerekliliği yok kanımca.

Yorum yapın